PROF DR METIN OZATA
ZAYIFLAMA DIYET KILO VERME ŞEKER HASTALIĞI ENDOKRIN GUATR TIROID
Ana Sayfa      VITAMINLER

VİTAMİNLER

Prof Dr Metin Özata

Ülkemizde ve dünyada son yıllarda vitamin ve mineral ilaçları yanı sıra besin desteği ürünleri tüketiminde büyük bir artış vardır. Bu ilaçların ve ürünlerin kullanımının bilinçsizce yapıldığı ve bazı kişilerde yan etkiler yaptığı bilinen bir gerçektir. Özellikle bitkisel olarak tanımlanan ve doğal olduğu iddia edilen besin destekleri reçetesiz satıldığı için satın almak veya ulaşmak kolaydır. Halbuki bu ürünlerin de bir doktorun gözetiminde kullanılması gerekir. Özellkle hastalığı olan ve ilaç kullanan kişilerin bu tür bitkisel-herbal ürünler kullanırken daha çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Bu ürünlerin hastalık tedavisi için kullanılamayacağı dsadece destek ürünleri olduğu veya tamamlayıcı oldukları unutulmamalıdır. İlaçları bırakıp sadece bu tür bitkisel besin destekleri ürünleriyle tedavi olmayı düşünmek kadar yanlış bir şey olamaz.
Vitamin ve mineraller günlük diyetin vazgeçilemez besin ögleridir. Yeterli ve dengeli beslenmek vitaminlerin ve minerallerin yeterli alınmasını sağlar. Bununla birlikte bazı şartlar altında ve belirli yaş grubunda ilave vitamin ve mineral desteğine ihtiyacımız olmaktadır. Bazı kişiler doktoruna sormadan rastgele vitamin ilaçları almaktadır. Bu ilaçların da fazlası zararlıdır ve kullanımı konusunda bilinçli olmak gerekmektedir.
Vitaminler, vücudumuzdaki birçok metabolik olayın gerçekleşmesinde önemli görevleri olan maddelerdir. Vücudumuz vitaminleri kendisi yapamadığından gıdalarla almak zorundayız.

Vitaminler, vücudumuzda görev yapan enzim adı verilen proteinlerin yapısına girerek biyolojik olayların düzenlenmesini sağlar. Vitaminler olmadan vücuttaki bir çok faaliyet başlatılamaz ve sürdürülemez.

Vitaminleri yeterli almanın en iyi yolu dengeli beslenmek ve farklı gıdaları yemektir. Farklı gıda yemek çeşitli vitaminleri ve mineralleri almamaız açısından çok önemlidir. Bu şekilde beslenen bir kişinin ilave vitamin-mineral almasına gerek kalmaz. Bazı durumlarda ise ilave vitamin ilacı almak gerekebilir. Ancak yüksek dozda alınan bazı vitaminler vücudumuzda birikerek zararlı olur. Bu nedenle vitaminler gelişigüzel kullanılacak ilaçlar değildir.

Vitamin eksikliğinde sağlık sorunları yavaş yavaş ortaya çıkar, zaman içinde yorgunluk veya başka şikayetler görülür. Bir sonraki aşama bedensel rahatsızlıktır. Vitamin eksikliği giderilmez ise ölümle sonuçlanabilecek ciddi hastalıklar ortaya çıkabilir.
Her vitaminin değişik görevleri vardır. Doğal ve sentetik vitaminler arasındaki fark henüz tespit edilememiştir. Dengeli beslenerek vitamin ve mineral ihtiyacımızı doğal besinlerden yeterli derecede karşılayabiliriz. Bununla birlikte bebekler, gebeler, yaşlılar, alkolikler, sigara içenler, uzun süreli ilaç kullananlar, vejetaryenler ve zayıflama diyeti uygulayanlara vitamin desteği gerekir.
Vitamin ve minerallerin kalorisi yoktur, kilo yapmaz. Tüm vitamin ve mineraller gıdalarda bulunur. Uzun zaman vitamin ve mineralden eksik beslenirseniz vitamin yetmezliği ortaya çıkar. Vitaminlerin en iyi şekli vitamin ilaçları değil gıdalarda olanlardır.


Yağda Eriyen ve Suda Eriyen Vitaminler:

Vitamin ve minerallerin çoğu ince bağırsakların üst kısmından emilir. B12 vitamini ve mağnezyum ise ince bağırsağın ileum ve jejunum kısmından emilir.
Vitaminler, yağda çözünen ve suda çözünen vitaminler olmak üzere 2 gruba ayrılır. A,D,E ve K vitaminleri yağda çözünürler. Yağda çözünen vitaminlerin emilimi için bağırsaklarda safra keseinden gelen safraya ihtiyaç vardır. Yağda eriyen vitaminler kanda yağla birlikte dolaşır ve yağ hücrelerinde depolanırlar. Yani yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin fazlası vücutta birikir ve fazlası atılmaz.
B vitaminleri ve C vitamini gibi suda çözünen vitaminler vücudumuzda kolayca emilir. Yağda eriyen vitaminlerin aksine suda eriyen vitaminler bağırsaklardan emilmesi için safra asitine ihtiyaç duymazlar. Vücudumuz suda eriyen vitaminleri (ADEK vitaminleri dışındaki bütün vitaminler) idrarla atılırlar yani vücutta birikmezler.

Amerikan Diyetisyenler Derneği’nin Vitamin Kullanım Önerileri aşağıdaki gibidir:
  • Folik asit vitamini: Gebelik döneminde her gün 400 mikrogram alınmalıdır. Bebekte sakatlık gelişmesini önler.
  • Midesinde atrofik gastrit isimli bir hastalığı olanlarda B12 vitamini desteği gerekebilir. 50 yaşından büyüklerin % 10-30’unda B12 vitamini eksikliği olabilir. Bu kişilerin B12 vitamini alması gerekir.
  • Kalsiyum: 9-18 yaş arası 1300 mg/gün
19-50 yaş arası 1000 mg/gün
51 yaş üzeri 1200 mg/gün alınmalıdır.
  • Yaşlılarda ve kadınlarda menopoz sonrası D vitamini alınmalıdır.
  • Vejetaryenler (et yemeyen, sadece sebze ve meyve yiyenler): B12, D vitamini ve kalsiyum almalıdır.
  • Gebelikte demir ilavesi gerekir.
İlave vitamin alınması gereken durumlar aşağıda verilmiştir:
  • 65 yaşın üzerindeki kişiler, B6, B12, folik asit vitamini ve D vitamini almalıdır.
  • Menopozdaki kadınlar ilave kalsiyum ve D vitamini almalıdır.
  • Yeterince yemek yiyemeyen kişiler ilave vitamin almalıdırlar
  • Düşük kalorili diyet yaparken (günlük 1200 kalorinin altında diyet yaparken) ilave vitamin alınmalıdır.
  • Sigara içenler, C vitamini, B6 vitamini ve folik asit vitamini almalıdırlar
  • Aşırı alkol alıyorsanız tiamin vitamini, folik asit vitamini, A vitamini, D vitamini ve B12 vitamini almalısınız
  • Gebe olanlar kalsiyum, folik asit, biotin ve demir desteği almalıdır.
  • Bağırsak hastalıkları medeniyle alınan besinlerin bağırsaklardan emiliminin bozukluğu varsa ilave vitamin almak gerekir.
  • Şeker hastalığınız varsa damar sağlığı için tiamin vitamini alınız
  • Sık hasta olanlarda bağışıklık sistemi zayıftır ve bunun temelinde vitamin eksikliği olup olmadığı araştırılmalı ve eksik vitaminler verilmelidir.
  • Yaşlı kişiler eğer yeterince yemek yitemiyorsa, güneş ışığı görmüyorsa, laktoz intoleransı varsa ve mide asit değişikliğine bağlı B12 vitamin emilmesi bozukluğu varsa vitamin alınmalıdır.
  • Vejeteryan olup tavuk, yumurta yemeyen ve süt ürünü içmeyen veya tüketmeyenlerde B12 vitamin eksikliği olur.
  • Laktoz intoleransı (süt içince ishal olmak) olanlar veya süt veya süt ürünü sevmeyenler vitamin almalıdır
  • Kronik hastalığı olup bu nedenle düzenli ilaç kullanan veya ameliyat olanlar
  • Öğün atlayan ve bunu devamlı yapan kişiler
Çoğu İnsanın Alması Gereken Vitaminler:

Yapılan çalışmalar çoğu insanın günlük beslenmesi ile yeteri kadar folik asit vitamini, B6 vitamini, B12 vitamini, D vitamini ve E vitamini alamadığını göstermiştir. Bu vitaminlerin ilave olarak standart multivitamin ilaçlarla alınması uygundur. Çok fazla vitamin içeren, ‘’mega’’ veya ‘’hiper’’doz denilen vitamin ilaçlarını almaya gerek yoktur. Gebelikte ilk ay mutlaka günlük 400 mikrogram folik asit alınmalıdır. Gebelikte multivitamin de alınabilir. Ancak gebeliğin ilk 3 ayında fazla A vitamini alınması zararlıdır.. Yine g

Yüksek Dozda Vitamin Almanın Zararları:
  • A vitaminin fazla alınırsa vücutta birikir ve zararlı olur.
  • B6 vitamini, D vitamini, niasin vitamini, demir ve selenyum minerallerinin fazlası zararlıdır.
  • D vitamini fazla alınırsa kanda kalsiyum aşırı yükselir ve zararlı olur.
  • Gebeliğin ilk üç ayında fazla A vitamini alınırsa, çocukta sakatlık yapar.
  • Yüksek dozda E vitamini almak K vitamininin etkisini bozduğundan Coumadin isimli kanı sulandıran ilaç kullanan kalp hastalarında zararlı olabilir
  • Çinkonun fazla alınması vücut direncini (bağışıklık sistemini) bozar ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterolü azaltır.
  • Yüsek dozda multivitamin alan erkeklerde prostat kanser riskinin arttığı saptanmıştır.
Vitamin İlacı Kullanırken Nelere Dikkat Etmeli?
Vitamin ilaçları kullanırken aşağıdaki hususlara dikkat etmeliyiz:

1- İlacın etiketini ve prospektüsünü okuyunuz: İlacın içinde bulunan maddeleri ve vitaminleri okuyunuz. Vitaminlerin miligram ve ünitelerine dikkat ediniz.
2- Üzerinde ‘’Mega’’ , ‘’Süper’’, ‘’Hiper’’ yazan ürünleri kullanmayınız. Bu ürünlerde aşırı dozda vitamin olabilir.
3- Vitamin ilacının içinde başka ilave maddeler veya kimyasal ürünler olmamasına dikkat ediniz.
4- Son kullanma tarihine dikkat ediniz.
5- İlaçları serin, kuru yerde saklayınız. Nemli ortamda bulundurmayınız.



 

 

Prof Dr Metin Özata

  Vitamin Nedir? Kimler Kullanmalı?
Vitaminler, vücudumuzdaki birçok metabolik olayın gerçekleşmesinde önemli görevleri olan maddelerdir.  Vücudumuz vitaminleri kendisi yapamadığından gıdalarla  almak zorundayız.
Vitaminler,  vücudumuzda görev yapan  enzim adı verilen proteinlerin yapısına girerek biyolojik  olayların düzenlenmesini sağlar.  Vitaminler olmadan vücuttaki bir çok faaliyet başlatılamaz  ve sürdürülemez.
Vitaminleri yeterli almanın en iyi yolu dengeli beslenmek ve farklı gıdaları yemektir. Farklı gıda yemek çeşitli vitaminleri ve mineralleri almamız açısından çok önemlidir.  Bu şekilde beslenen bir kişinin ilave vitamin-mineral almasına gerek kalmaz. Bazı durumlarda ise  ilave vitamin  almak gerekebilir. Ancak yüksek dozda alınan bazı vitaminler vücudumuzda  zararlı olur. Bu nedenle vitaminler gelişigüzel kullanılacak ilaçlar değildir.
Her vitaminin değişik görevleri vardır. Doğal ve sentetik vitaminler arasındaki fark henüz tespit edilememiştir. Dengeli beslenerek vitamin  ve  mineral ihtiyacımızı doğal besinlerden  yeterli derecede karşılayabiliriz. Bununla birlikte  bebekler, gebeler, yaşlılar, alkolikler, sigara içenler, uzun süreli ilaç kullananlar, vejetaryenler ve zayıflama diyeti uygulayanlara  vitamin desteği gerekir.
Vitamin ve minerallerin kalorisi yoktur, kilo yapmaz. Tüm vitamin ve mineraller gıdalarda bulunur.   Vitaminlerin en iyi şekli vitamin ilaçları değil gıdalarda olanlardır.


Yağda Eriyen ve Suda Eriyen Vitaminler:
Vitamin ve minerallerin çoğu ince bağırsakların üst kısmından emilir. B12 vitamini ve mağnezyum  ise ince bağırsağın ileum ve jejunum kısmından emilir.
Vitaminler, yağda çözünen ve suda çözünen vitaminler olmak üzere 2 gruba ayrılır. A,D,E ve K vitaminleri yağda çözünürler. Yağda çözünen vitaminlerin emilimi için bağırsaklarda  safra keseinden gelen safraya ihtiyaç vardır. Yağda eriyen vitaminler kanda yağla birlikte dolaşır ve yağ hücrelerinde  depolanırlar. Yani yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin fazlası vücutta  birikir ve fazlası atılmaz.
B vitaminleri ve C vitamini gibi suda çözünen vitaminler vücudumuzda kolayca emilir. Yağda eriyen vitaminlerin aksine suda eriyen vitaminler bağırsaklardan emilmesi için safra asitine ihtiyaç duymazlar. Vücudumuz suda eriyen vitaminleri (ADEK vitaminleri dışındaki bütün vitaminler) idrarla atılırlar yani vücutta birikmezler.  

Amerikan Diyetisyenler Derneği’nin  Vitamin  Kullanım Önerileri aşağıdaki gibidir:

•    Folik asit vitamini: Gebelik döneminde her gün  400 mikrogram alınmalıdır. Bebekte anomali gelişmesini önler.
•     atrofik gastrit  olanlarda B12 vitamini desteği gerekebilir. 50 yaşından büyüklerin % 10-30’unda B12 vitamini eksikliği olabilir. Bu kişilerin B12 vitamini alması gerekir.
•    Kalsiyum:   9-18 yaş arası 1300 mg/gün
    19-50 yaş arası 1000 mg/gün
                      51 yaş  üzeri 1200 mg/gün  alınmalıdır.
•    Yaşlılarda ve  kadınlarda menopoz sonrası  D vitamini alınmalıdır.
•    Vejetaryenler : B12, D vitamini ve kalsiyum almalıdır.
•    Gebelikte demir ilavesi gerekir.

İlave vitamin alınması gereken durumlar aşağıda verilmiştir:

•    65 yaşın üzerindeki kişiler, B6, B12, folik asit vitamini ve D vitamini almalıdır.
•    Menopozdaki kadınlar ilave kalsiyum ve D vitamini almalıdır.
•    Yeterince yemek yiyemeyen kişiler ilave vitamin almalıdırlar
•    Düşük kalorili diyet yaparken (günlük 1200 kalorinin altında diyet yaparken) ilave vitamin alınmalıdır.
•    Sigara içenler, C vitamini, B6 vitamini ve folik asit vitamini almalıdırlar
•    Aşırı alkol alıyorsanız tiamin vitamini, folik asit vitamini, A vitamini, D vitamini ve B12 vitamini almalısınız
•    Gebe olanlar kalsiyum, folik asit, biotin ve demir  desteği almalıdır.
•    Bağırsak hastalıkları medeniyle alınan besinlerin bağırsaklardan emiliminin  bozukluğu  varsa ilave vitamin almak gerekir.
•    Diyabet  varsa damar sağlığı için tiamin  veya benfotiamin vitamini alınız
•    Sık hasta olanlarda bağışıklık sistemi zayıftır ve bunun  temelinde vitamin eksikliği olup olmadığı araştırılmalı ve eksik vitaminler verilmelidir.
•    Yaşlı kişiler eğer yeterince yemek yiyemiyorsa, güneş ışığı görmüyorsa, laktoz intoleransı varsa ve mide asit değişikliğine bağlı B12 vitamin emilmesi bozukluğu varsa vitamin alınmalıdır.
•    Vejeteryan olup  tavuk, yumurta yemeyen  ve süt ürünü içmeyen veya tüketmeyenlerde B12 vitamin eksikliği olur.
•    Laktoz intoleransı  olanlar veya süt veya süt ürünü sevmeyenler vitamin almalıdır
•    Kronik hastalığı olup bu nedenle düzenli ilaç kullanan  veya ameliyat olanlar
•    Öğün atlayan ve bunu devamlı yapan kişiler


Çoğu İnsanın Alması Gereken Vitaminler:

Yapılan çalışmalar çoğu insanın günlük beslenmesi ile  yeteri kadar folik asit vitamini, B6 vitamini, B12 vitamini, D vitamini ve E vitamini alamadığını göstermiştir.  Bu vitaminlerin ilave olarak standart  multivitamin ilaçlarla alınması uygundur. Çok fazla vitamin içeren, ‘’mega’’ veya ‘’hiper’’doz  denilen vitamin ilaçlarını almaya gerek yoktur.  Gebelikte ilk ay mutlaka  günlük 400 mikrogram folik asit alınmalıdır. Gebelikte multivitamin de alınabilir. Ancak gebeliğin ilk 3 ayında fazla A vitamini alınması zararlıdır.. Yine gebelikte omega-3 alımının artırılması gerekir.

Aşırı Yorgunluk Varsa Hangi Vitamin Eksikliği Vardır?

Yorgunluk günlük hayatta çoğumuzun karşılaştığı bir durumdur.  Çok çalışmak, uykusuzluk, stres, bazı enfeksiyonlar yorgunluk yapabildiği gibi anemi, bazı vitamin ve minerallerin eksikliğinde ve bazı hormonların az salgılanması durumunda  yorgunluk ortaya çıkabilir. Yorgunluk eğer devamlı ise  demir, B12 vitamini ve magnezyum eksikliği ilk akla gelen vitaminler olmalıdır. Hipoglisemi, hipotiroidi ve Addison  hastalığı da  yorgunluk yapan diğer nedenlerdir.


Multivitamin İlaç Kullanımı:

Multivitamin ilaç kullanırken içindeki vitaminlerin oranlarına mutlaka bakmalıdır. Özellikle A vitamini dozu bazen çok yüksek olabilmektedir. İhtiyacınız olan vitaminler neyse ona uygun bir multivitamin almak  gerekir. Özellikle yaşılılara beyin fonksiyonlarını artırmak için devamlı multivitamin verilmesinin faydalı olmadığı görülmüştür.  Yaşlılara folik asit verilmesinin işitme azlığına faydalı olduğunu bildiren çalışmalar vardır.


 Homosisteini Yüksek İse Hangi Vitaminleri Almalı:
Folat eksikliğinde kanda homosistein düzeyleri artar. Ateroskleroza  neden olan homosistein artışı  B12  vitamini eksikliğinde de görülebilir.  B12 yetmezliği  bazen gizli olabilir.  Bu  nedenle folik asit vermeden önce B12 düzeyine bakılmalıdır.

Diğer bir yaklaşım multivitamin verilmesidir.

1 mg folik asit
400 mikrogram B12 vitamini,
10 mg pridoksin (B6 vitamini) homosisteini azaltır ve anjioplasti  sonrası oluşan  koroner  aterosklerozu azaltır.

Demans Varsa Folik Asit Vitamini Faydalı Olur:
Folat ile demans arasında da ilişki vardır. Folat yetmezliğinde depresyon daha fazladır.  Depresyon tedavisinde kullanılan  ilaçlar folatla birlikte daha iyi sonuç verirler.

    
    Yüksek Dozda Vitamin Almanın Zararları:

1.    A vitaminin fazla alınırsa vücutta birikir ve  zararlı olur.
2.    B6 vitamini, D vitamini, niasin vitamini, demir ve selenyum minerallerinin  fazlası zararlıdır.
3.    D vitamini fazla alınırsa  kanda kalsiyum aşırı yükselir
4.    Gebeliğin ilk  üç ayında fazla A vitamini alınırsa, çocukta anomali yapar.
5.    Yüksek dozda E vitamini almak K vitamininin etkisini bozduğundan  Coumadin kullanan kalp hastalarında zararlı olabilir
6.    Çinkonun fazla alınması bağışıklık sistemini bozar ve  HDL kolesterolü  azaltır.
7.    Yüsek dozda multivitamin alan erkeklerde prostat kanser riskinin arttığı saptanmıştır.



Kanser  Önlenmesi ve Tedavisi İçin Antioksidan Vitamin ve Koenzym Q10 Alınması Faydalı mı?
    Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarda şu sonuçlar alınmıştır:
•    Coenzym Q10 alınmasının kanser önlenmesi ve tedavisinde faydası bulunamadı
•    Vitamin C ve E’nin verilmesi üç geniş çalışmada değerlendirildi ve  bu vitaminlerin kanserden ölüm üzerine faydalı olmadığı gibi kanser gelişimini de önlemediği saptandı.  Sadece bir çalışmada prostat tümör gelişimi azaldı.
•    7 klinik çalışmada C vitamini kullanmanın kanserli hastanın ölüm oranında azalma yapmadığı saptandı.
•    Bir çalışma vitamin E ve omega-3 birlikte almanın yaşam süresini uzattığını gösterdi.
•    Bir çalışmada mesane kanserinde BCG aşısıyla birlikte C vitaminin yeni mesane tümör gelişimini önlediğini saptadı.

Bu çalışmalar vitamin C, vitamin E ve Conenzym Q10 kullanımının kanser gelişimini önlemediğini ve kanser hastasında kanser üzerinde faydalı olmadığını göstermiştir.
   
 Vitamin İlacı Kullanırken Nelere Dikkat Etmeli?
 Vitamin ilaçları kullanırken aşağıdaki hususlara dikkat etmeliyiz:

1-    İlacın etiketini ve prospektüsünü okuyunuz:  İlacın içinde bulunan maddeleri ve vitaminleri okuyunuz. Vitaminlerin miligram ve ünitelerine dikkat ediniz.
2-    Üzerinde ‘’Mega’’ , ‘’Süper’’,  ‘’Hiper’’ yazan ürünleri kullanmayınız. Bu ürünlerde aşırı dozda vitamin olabilir.
3-    Vitamin ilacının içinde başka ilave maddeler veya kimyasal ürünler olmamasına dikkat ediniz.
4-    Son kullanma tarihine dikkat ediniz.
5-    İlaçları serin, kuru yerde saklayınız. Nemli ortamda bulundurmayınız.


Hastalıkları Önlemek İçin Vitamin Kullanımı

Vitaminlerin bazı  kronik hastalıkların önlenmesi için kullanımı  yeni bir konudur.  Ancak vitaminler rastgele kullanılacak ilaçlar değildir.  Vitamin kullanırken aşağıdaki konulara dikkat edtmelidir:

 Günde 5 porsiyon sebze ve meyve  içeren sağlıklı bir diyet uygulayan kişide vitaminlerin çoğu yeteri kadar alınır
    Gebe kalmayı planlayan ve gebe kalan kadınlar günde 400 mikrogram veya bazı bilim adamlarına göre 800 mikrogram  folik asit vitamini alarak nöral tüp defektleri korunurlar
    A vitamininden yüksek bir diyetle beslenen kişiler, gebe kadınlar, osteoporozu olanlar veya osteopeni olanlar A vitamini almamalıdır. İçinde A vitamini olan multivitamin ilaçlar da almamalıdır.
    Osteoporozu veya önceden kemik kırığı olanlar günde 800 ünite D vitamini ve kalsiyum almalıdır.
E vitamininin 400 üniteden fazla günlük alınması zararlıdır. Kanı sulandırıcı ilaç alanlar da yüksek doz E vitamini almamalıdır.
Alkolikler, bağırsak emilim bozukluğu olanlar, mide ameliyatı geçirenler, dializ görenler, damardan beslenen hastalar ilave vitamin almalıdırlar.


Antioksidan Vitaminler

Antioksidan vitaminler A vitamini, karaotenoidler yani beta karoten (A vitaminidir), C vitamini ve E vitaminidir.  Sebze ve meyvelerde de sayısız antioksidant maddeler vardır.
A vitamini ve karotenlerin kanser gelişimini  ve kalp hastalığını önlemediği saptanmıştır. Katarak gelişimini kısmen azaltır.  Günde 5 porsiyon sebze ve meyve yiyenlerin A vitamini almasına gerek yoktur.
E vitaminin de kanser önleyici ve kalp hastalığı önleyici  etkisi yoktur. E vitamini 400 uniteden fazla alınırsa zararlıdır.
C vitaminin kanserden  ve kalp hastalığından koruyucu etkisi yoktur.  Kataraktan ve makula dejenerasyonundan korur.
A vitamini, E ve C vitaminleri tek tek veya birlikte alındığında koroner kalp hastalığından koruyucu etkileri yoktur


  A  VİTAMİNİ
A vitamini büyüme, cilt gelişimi, görme fonksiyonları, üreme, kemik büyümesi, hücre bölünmesi ve farklılaşmasında  ve enfeksiyonlara karşı vücut direncinin güçlendirilmesinde (lendfosit hücrelere yardımcı olarak)  görev alan bir vitamindir. A vitamini ayrıca  bağışıklık sistemini de güçlendirir.  A vitaminine   retinol  veya retinoik asit adı verilir.  A vitamini aslında  3 şekilde bulunur ki bunlar  retinol, beta-karoten ve  katoneoidlerdir. A vitamini  hayvansal besinlerde retinal ve retinol isimli maddeler halinde bulunur ve  bunlar vücutta A vitaminine dönüşürler. Retinol A vitaminin en aktif formudur. Bitkisel besinlerde bulunan  beta karotene provitamin A da denir   ve  vücudumuzda  A vitaminine dönüşmektedir.  A vitaminin 2/3’si  beta-karoten yoluyla alınır. Vücutta A vitamininin %90’nı karaciğerimizde  depolanır. Buradan retinol bağlayıcı proteine (RBP) bağlanarak vücuda dağılır.
Bulunduğu Gıdalar:
A vitamini hayvansal ve bitkisel gıdalardan alınabilir.  Hayvansal gıdalardaki A vitamini aktif  şekli olan retinol  şeklindedir.  Bitkisel gıdalarda ise A vitamini karotenoid  şeklindedir. Hayvansal gıdalardaki A vitamini bitkisel gıdalara göre daha kolay emilir.
A vitamini en çok karaciğer, süt, peynir, yumurta sarısı, patates, balık, kuru kayısı, havuç, tatlı patates,  ıspanak, kabak, marul, tere, roka, brokoli, koyu yeşil  renkli sebzeler, şeftali,  ve portakal gibi besin maddelerinde bulunur.

A vitamininin başlıca görevlerinden biri görme ile ilgilidir.   A vitamini retinada rodopsin denen ve ışığı tanıyan proteinlere  bağlanarak geceleri görmemizi sağlar.  A vitamini ya da retinol eksikliğinde gece körlüğü denen gece görememe  hastalığı oluşur.
A vitaminin azlığı da fazlası da gebelerin sakat çocuk doğurmasına neden olmaktadır.  Bebeğin gelişimi sırasında A vitamini önemli rol oynar.

Günlük İhtiyaç:

Günlük A vitamini ihtiyacı 19 yaşın üzerindeki kişilerde, erkekler için  günde 3000 ünite (900 mikrogram), kadınlar için günlük 2.330 ünite (700 mikrogram ), gebelikte 2.665 ünite ve emzirirken 4.335 ünitedir. 
Sağlıklı kişilerde karaciğerde yeteri kadar A vitamini depolanmış olup geçici  veya kısa süreli yağ emilim bozukluğunda  A vitamin yetersizliği olmaz.  Ancak uzun süren yağ emilim bozukluğunda A vitamini yetersizliği oluşabilir.  Yumurta ve süt ürünleri yemeyen  vejeteryan kişilerde A vitamin eksikliği olabilir. Bu kişilerin koyu yeşil yapraklı sebzeler  ile koyu sarı  meyve ve portakal yemelidir.







A vitamini yetersizliğinde şu bulgular ortaya çıkar:

•    Gece körlüğü
•    Gözyaşının azalması ve kuru göz (Kseroftalmi)
•    Göz kornea tabakasında  yara
•    Enfeksiyonlara direncin azalması ve çocuklarda  üst solunum yolu enfeksiyonu, grip, nezle ve ishalin sık sık tekrarlanması


Aşağıdaki durumlarda A vitamini eksikliği görülür:

•    Protein eksikliği ve çinko eksikliğiyle birlikte
•    Demir yetmezliği ile birlikte
•    Aşırı alkol alanlarda
•    Bağırsaklardan emilimin bozuk olduğu  Çöliak, Crohn hastalığı ve pankreas hastalığı gibi durumlarda
•    Vejetaryenlerde


Piyasada bulunan multivitamin ilaçların çoğunda 5000 ünite retinol (A vitamini) vardır ve bu miktar gereğinden  fazladır. Bunun mutlaka 2500 ünite olmasına dikkat ediniz.  Bazı yayınlarda A vitamininin üst  dozunun 8000-10.000 ünite olduğu belirtilmektedir. Fazla A vitamini alırsanız  osteoporoz riski artar.
A vitamininin cilt, meme, karaciğer, kolon ve prostat kanserini önleyip önlemediği  araştırılmış ancak kesin bir kanıt ortaya konamamıştır. A vitamini fazla alanlarda akciğer kanser riskinin arttığı  ve osteoporoz sıklığının  arttığı saptanmıştır.
 

Multivitamin ilaçlardaki A vitamini dozuna dikkat ediniz.:
Aşırı A vitamini alınması (günde 25.000-33.000 ünite) zararlıdır.  Özellikle yaşlılar, alkolikler ve yüksek kolesterolü olanlarda daha az doz kullanılmalıdır. Amerikan Besin ve Beslenme Konseyi  alınabilecek en üst A vitamini düzeyini erişkinler için 10.000 ünite olarak belirlemiştir. Gebeler ise A vitamini günde en fazla 5000 ünite almalıdır. Betakaroten’in fazla alınması osteoporoza neden olmaz, önemli yan etkiye sahip olan retinolun fazla alınmaması gerekir. Bu nedenle multivitamin ilaç alırken içinde 2500 üniteden fazla  retinol bulunanlar alınmamalıdır. Eğer 5000 ünite A vitamini varsa bunun % 50’si  beta-karoten olmalıdır. Yaşlılarda  da aynı doz alınmalıdır.  Hipotiroidi   durumunda, kanda A vitamini yüksek miktarda bulunur. Bu nedenle  bu  hastaların A vitamini almamaları gerekir. Gebelikte ilk 3 ayında A vitamini alınırsa doğacak çocukta  sakatlıklara yol açar.  Gebe kalma olasılığı olan kadınlar A vitamini  almamalıdır.




   D VİTAMİNİ

D vitaminine kalsiferol  adı da  verilir. D vitamininin D2 ve D3 olmak üzere iki  tipi vardır. Yağda çözünen bir vitamin olan   D vitamini ya besinlerle alınır ya da cildimizde güneş ışığının etkisi ile oluşur. Bitkilerde  veya gıdalarda  D2 vitamini vardır.  Vücuda giren D vitamini karaciğer ve böbrekte  değişime uğrayarak daha etkili bir  kimyasal yapıya kavuşur.  Kanımızda ise en fazla 25 OH D3  kimyasal yapısı şeklinde  bulunur. Cildimizde güneşin etkisiyle oluşan D vitaminin fazlası güneş ışığı tarafından yok edilir. O nedenle fazla güneşte kalma nedeniyle D vitamini zehirlenmesi oluşmaz.
Kandaki kalsiyumun normal sınırlarda olmasını D vitamini ve paratiroit hormonu  ayarlar.   Paratiroit hormonu ile D vitaminin etkili çalışması  sonucunda kan kalsiyum düzeylerinde bozulma (azalma veya artma) olmaz.  D vitamini,  gıdalarla alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilimini, kemiklerden kalsiyumun  geri çekilmesini ve böbreklerden kalsiyumun tekrar geri emilmesini sağlayarak kan kalsiyumunu normal sınırlar içinde tutar.

D Vitaminin Görevleri:

•    Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda olmasını sağlar.
•    Bağırsaklardan kalsiyum emilimini sağlar.
•    Kemikleri destekler
•    Çocuklardaki Raşitizm hastalığı ve erişkinlerde osteomalazi denen kemik hastalıklarının oluşmasını önler.
•     Bağışıklık sistemini güçlendirir
•    Pankreas bezinden  insülin  hormonunun salgılanmasını düzenler.
•    Kan basıncını  düzenler 
•    D vitamini, kemik ve diş dokusunun gelişimi için gereklidir. Bu yüzden çocuklarda ihtiyaç daha fazladır. Eksikliğinde diş ve kemikle ilgili bozukluklar meydana gelir.
•    D vitamini bazı kanserlerin, otoimmün hastalıkların, kalp hastalıkları ve Tip 1 diyabetin gelişimini ve tüberkuloz  gelişmesini önler.
•    D vitamini kaslara güç verir, eksikliğinde kas güçsüzlüğü ve ağrı olur. Atletlerin performansında D vitamini bu nedenle önemlidir. Yaşlılarda kasları güçlendirerek düşmeleri önler.
•    Depresyon ve şizofreniden korur.

D Vitamini hangi Besinlerde Bulunur?
D vitamini özellikle yağlı balıklarda (somon balığı, karides) ve balık yağında vardır.  Yumurta sarısı, karaciğer, peynir, süt ve süt ürünlerinde de bulunur. Vücutta yeterli D vitamini olması için güneş ışığından da yararlanılmalıdır.
D vitamine ihtiyaç 19-50 yaş arasında günlük 200 ünite, 51-70 yaş arası 400 ünite ve 70 yaşın üzerinde 600 ünite kadardır.

D Vitamini Yetmezliği:

D vitamini yetmezliği  halen çocuklarda ve erişkinlerde yaygındır.
D vitamini yetmezliği varsa besinlerle alınan kalsiyumun ancak % 30’u bağırsaklardan emilebilir ve bu nedenle kan kalsiyum seviyesi düşer.
D vitamini eksikliği, bu vitaminin besinlerle az alınması veya az güneş görülmesi durumunda oluşur. Raşitizm ve osteomalazi kemik hastalıklarıdır ve D vitamini eksikliğinde ortaya çıkarlar. Çocukluk ve gelişme çağında D vitamini eksikliği varsa, kemiklerde Raşitizm denen hastalık oluşur.  Raşitizm hastalığında kemiklerde mineral eksikliği vardır. Bu nedenle  kol ve bacak kemikleri eğrilir, bıngıldaklar geç kapanır ve kaburgalarda bozukluklar oluşur. Erişkinlerde ise D vitamini eksikliğinde osteomalazi  denen kemik hastalığı oluşur. Bu hastalarda kemikteki  mineraller kaybolur ve sonuçta kemik ağrıları gelişir.  D vitamini eksikliğinde kaslarda güçsüzlük ve ağrı da meydana gelir.
Erişkinlerde D vitamini eksikliği oluşursa kanda kalsiyum düşmeye başlar ve vücut bu düşüklüğü önlemek için paratiroit bezlerinden paratiroit hormonunun salgısını artırır ve artan paratiroit hormonu kemiklerden kalsiyum çekerek kan kalsiyumunu yükseltir.  Bu nedenle vitamin D eksikliği olan kişilerin  kanlarında paratiroit hormon düzeyi yüksek çıkar.  Demekki kan kalsiyumunda hafif düşüklük ve paratiroid hormonunda hafif fazlalık D vitamini eksikliğinin belirtisidir.
D vitamini eksikliğine bağlı olarak bazı kişilerde kaslarda ağrı ve güçsüzlük olabilir.
Otuz yaşına kadar olan insanların % 30’unda D vitamini eksikliği vardır.  Yaşlılıkta  ve güneş görmeyen kişilerde eksiklik daha fazla saptanır.  Obez kişilerin çoğunda da D vitamini eksikliği oluşabilmektedir. Obez kişilerde kandaki D vitamini yağ hücrelerinde birikir ve kullanılamaz. D vitaminin hafif eksikliklerinde osteoporoz ortaya çıkar. Şiddetli eksikliğinde ise raşitizm ve osteomalazi  ve kas güçsüzlüğü oluşur. Osteoporozda kemiklerde ağrı olmaz iken osteomalazide  kemik ağrısı oluşur. Osteomalaziyi anlamak için sternum kemiğine  ve bacak kemiğine basmakla ağrı olur. Bu nedenle kemik ve kas ağrısı olanlarda D vitamini düzeyine bakmakta fayda vardır.
D vitamini az olan gebelerde preeklampsi  daha fazla görülmektedir.
D vitamini eksikliği olup olmadığını anlamak için  kandaki 25 (OH) D3 düzeyi ölçülmelidir. Kanımızda dolaşan D vitaminin çoğu 25(OH) D3 şeklinde  bulunmaktadır. Kandaki D vitamini (25 OH D3) düzeyi 20 ng/ml’den az ise D vitamini yetmezliği vardır. D vitamini azaldıkça kanda paratiroid hormonu artar. Ancak mağnezyum eksikliği varsa D vitamini eksikliğinde paratiroid hormonu yükselmez.  Kandaki D vitamini düzeyi 20 ng/ml’den 32 ng/ml’ye çıkarılınca ince bağırsaklardan  kalsiyum emiliminin % 45-65 oranında arttığı saptanmıştır.  Kandaki D vitamini 30 ng/ml’den fazlaysa yeterli D vitamini vardır, denir.  Bu tanımlamaya göre dünyada 1 milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu  saptanmıştır.  Menopozdaki kadınların % 50’sinde D vitamin eksikliği vardır. Ülkemizde de çocuk ve genç erişkinlerde % 30-50’sinde D vitamini eksikliği vardır.
    Yılda bir  defa kanda 25 (OH) D3 vitamin düzeyine bakmak, bazı hastalıklardan ve kemik erimesinden korunmak için çok önemlidir.
              Kandaki 25 OH D3 vitamin düzeyi 10 ng/ml’den az ise, şiddetli D vitamini eksikliği vardır.  D vitamini düzeyi devamlı olarak 10 ng/ml’nin altındaysa, önce kemiklerde ve kaslarda ağrı, sonra da   osteoporoz  gelişir..


D Vitaminin  Hastalık Önleme  Etkisi:
    D vitamini eksikliği olan kişilerde prostat  ve meme kanseri sıklığının arttığı saptanmıştır.
D vitamini Multipli skleroza  ait bazı komplikasyonları önler.
    D vitamini, şeker hastalığı gelişimini de önleyebilmektedir. Bir yaşından itibaren günde 2000 IU D vitamini alan çocuklarda Tip 1 şeker hastalığı görülme riski %80 azalmaktadır.  D vitamini  yeterli alanlarda tansiyonda da düşme oluşur.
    D vitamini alanlarda  başka hastalıklardan  ölüm sıklığında azalma saptanmıştır.
    Yeterli D vitamini alanlarda ve kan seviyesi 50 ng7ml civarında olanlarda meme,  kolon ve rektum kanser görülme sıklığı azalmıştır.
    D vitaminin kardiyovasküler hastalaıklardan koruduğu da ortaya konmuştur.

    D Vitamini Ne Kadar Almalı?
50 yaşın üzerinde D vitamini alımı yetersizdir.  50 yaşına kadar günde 200 ünite, 50-70 yaş arası 400-600 ünite D vitamini alınmalıdır. Ancak yapılan çalışmalar yetersiz güneş ışığı alan çocuk ve erişkinlerin 800-1000 ünite D vitamini almak gerektiğini  ortaya koymuştur. Bu nedenle herkesin günlük 800 ünite D vitamini alması uygundur.
En kolay D vitamini alma yolu günde en  az 15 dakika güneş ışığına maruz kalmaktır.   Her gün  el, yüz ve kolların 15 dakika güneş görmesi gerekir.   Haftada 4-6 defa  bu işlemi yapmak faydalıdır. Eğer bu mümkün değilse, en azından günlük 400 ünite D vitamini almak faydalı olur. Güneş görmeyen ülkelerde  yaşayan insanlarda D vitamini  vücutta daha az olduğundan multipl skleroz  daha çok görülür.
D vitamini eksik kişilerde vitamin D2 ‘nin 50.000 ünitelik kapsülü haftada bir verilir ve 8 hafta süreyle verilir. Daha sonra her 2-4 haftada bir verilir.  Diğer bir tedavi şekli ise her gün 1000 ünite D3 vitamini veya 3000 ünite D2 vitamini hergün verilmelidir.
    Yeterli D vitamini alım miktarı erişkinler için günlük  400 ünitedir. 70 yaşın üzerinde bu  doz günde 800 ünite olmalı ve birlikte 1200 mg kalsiyum almalıdır.


D Vitamini Hangi İlaçlarla Birlikte Alınmamalıdır?

    D vitamini aşağıdaki ilaçlarla birlikte alınmamalıdır. Bunlar D vitamininin emilimini bozar.

•    Kolestiramin
•    Orlistat (Xenical)

     

      Kimle İlave D Vitamini Almalıdır?

•    50 yaşın üzerinde olanlar
•    Güneş görmeyenler
•    Bağırsaklardan yağ emiliminin bozuk olduğu hastalar
•    Osteoporoz   olanlar
•    Crohn hastalığı  olanlar, karaciğer hastalığı ve mide ameliyatı geçirenler
•    Kortizon  ilacı kullananlar
•    Alzheimer hastalığı olanlar
•    Tegretol  ve benzeri   epilepsi  ilacı  kullanan hastalar
•     ketokonazol kullananlar
•    Nefrotik sendromu  olanlar
•    Hastanede veya evde uzun süre kalan ve güneş görmeyenlerde
•    Böbrek yetmezliği olanlarda




D Vitamini Aşırı Alımının Zararları Nelerdir?
D vitamini günde 1000 üniteden fazla alınmamalıdır.  D vitamini aşırı alındığında  aşağıda  sıralanan  zararlı etkiler oluşur:
 
•    Bulantı
•    Kusma
•    İştah kaybı
•    Kabızlık
•    Halsizlik
•    Kilo kaybı
•    Kandaki kalsiyum düzeyinde artma


 


 
   E VİTAMİNİ

E vitamini  yağda eriyen bir vitamin olup vücudumuzda 8  farklı şekilde bulunur. Gıdalarda bulunan gama-tokoferol iken dokularda  ve ilaçlarda alfa-tokeferol bulunur. Vücudumuzda  etkili olan ve dolaşımda bulunan alfa tokoferoldür.
E vitamininin Alfa-tokoferol tipi bir antioksidandır yani vücutta  çeşitli nedenlerle oluşan  zararlı oksijen ürünlerini yok eder. Bu nedenle  vücudumuzu sigara ve çevreden alınan  zehirli maddelerin hasarından  korumaya çalışır. E vitamini bu antioksidan özelliği sayesinde   kalp, damarlar, beyin ve sinir fonksiyonları  düzenler ve yaraların iyileşmesinde  faydalı olur.
Gama tokoferol isimli E vitamini türü ise, prostat kanserinden bizi korur.

Günde  15 mg (22.5 ünite) E vitamini alınmalıdır.

E Vitamini hangi Gıdalarda Bulunur?
Zeytinyağı, ayçiçeği yağı, ayçiçeği çekirdeği, ceviz, badem, tereyağı, kırmızı et, ıspanak,brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler ve kivi, mango ve muzda E vitamini vardır.

Vitamin E Yetmezliği
Vitamin E yetmezliği nadir görülür çünkü günlük diyette tokoferol çok fazladır.  Serumda E vitamini azlığı kan seviyesi  0.5 mg/d’den az olunca  oluşur ve genellikle  yağ emilimin bozulduğu siroz, safra tıkanması, kistik fibrozis, pankreas yetmezliği, Chron hastalığı gibi durumlarda oluşur. Kandaki eritrosit E vitamini eksikliği kısa sürede ölür. Hemolitik kan hastalıkları denen talessemi, sikle cell anemi, sferositoz ve glukoz 6 fosfat dehidrogenaz yetmezliği hastalarında kanda E vitamini düzeyi düşüktür. Bu hastalar E vitasmini tedavisinden fayda görürler. Erken doğan prematüre bebeklerde de E vitamini hemolilitik anemiden bebekleri korur.


E Vitaminini Faydaları:
E vitamini kandaki LDL kolesterolun  ateroskleroz   yapmasını  önler. Bu etkisi  C vitamini ve A vitamini gibi diğer antioksidan vitaminlerin  varlığında daha  da kuvvetlenir.  Koroner kalp hastalığı olanlarda ilave E vitamini alınması,  kandaki   CRP  düzeyini azaltarak faydalı olmaktadır. CRP vücutta iltihap olduğunu gösterdiği gibi,  kanda yüksek olması kalp hastalığı riski olduğunu da gösterir.  E vitamini alanlarda şeker hastalığı gelişme riski daha azdır.
E vitaminin gama tokoferol cinsiyle birlikte diğer formları birlikte karışık olarak alındığında prostat kanser hüclerini yok edebilmektedir.


E Vitamini Ne Kadar Alınmalı?
 E vitamini  günde 800 üniteden fazla alınırsa kanı sulandırıcı ilaçların (Aspirin, Coumadin, Plavix gibi) etkisini artırabilir.  En iyisi günde 400 ünite kadar almaktır. 400 üniteden fazla alınan E vitamini  uzun sürede ölüm olaylarını artırır.

E vitaminini ilave olarak  alması gereken hastalar şunlardır:
•    Bağırsaklardan yağ emiliminin bozuk olduğu hastalar
•    Kistik fibrozis   hastalığı olanlar
•    Mide ameliyatı geçirenler
•    Bağırsaklarında Crohn hastalığı olanlar
•    Kas zayıflığı olanlar
•    Gözlerinde retina dejenerasyonu    olanlar
•    Çinko eksikliği olanlar
•    Düşük ağırlıklı bebekler






  K VİTAMİNİ

K vitamini kanın pıhtılaşmasını ve kemiklerin gelişmesini sağladığı gibi bazı kanserleri önleyici etkisi vardır. Bitkiler K1 vitamini yaparken bağırsaktaki bakteriler  K2 vitamini (menoqinone) yapar ve buna MK-4 adı da verilir. K vitamini kanın pıhtılaşması olayında rol alır ve pıhtılaşmayı sağlayan bir vitamindir.  Lahana, ıspanak, brokoli, karnabahar, mısır, patates, meyveler, yumurta sarısı, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve bitkisel yağlarda K1 vitamini vardır. Günlük ihtiyaç  10 mikrogram kadardır.
K vitamini eksikliği çok nadir görülür.  Bunun nedeni yeşil sebzelerde K vitamini olması ve bağırsakta üretilebilmesidir. Vitamin K yetmezliği bazen  uzun süre antibiyotik kullanımı sonrası olabilir veya damardan beslenen hastalarda  gelişebilir. Bu durumlarda K vitamini verilmesi gerekebilir. Uzun süren açlık durumunda da K vitamini yetmezliği gelişebilir.  Yenidoğan bebeklerde ilk hafta içinde K vitamini eksikliğine bağlı kanamalar olabilir. Bu tür kanamalar genelde annenin gebelik süresince antibiyotik  ve epilepsi ilaçları kullanmalarında olur.  Kanda-plazmada  des-gamma-carboksiprotrombin (DCP)   ölçümü  K vitamini yetmezliği tanısı için hassas bir yöntemdir.  Normal k,işilere DCP sıfır bulunurken, K vitamini yermezliğinde yükselir. K vitamini yetmezliğini ölçmenin indirek(dolaylı) bir ölçümü kanda protrombin, Faktör VII, IX veya X veya protein C ölçmektir. Bunlar K vitamini yetmezliğinde  normalden % 50 daha az çıkar. Yeni doğan bebeklere K1 vitamini 0.5-1 mg dozunda intramuskuler  enjeksiyon tarzında verilir.
K vitamini proteinlerin fonksiyonunda önemli rol oynayan gama karboksiglutamik asit sentezinde  rol almaktadır. Bu protein de pıhtılaşmada rol alır. 
 K vitamini eksikliğinde bacaklarda varis gelişiminin arttığı saptanmıştır. Yeni çalışmalar K vitaminin kemik sağlığında önemli rol oynadığını göstermiştir. Kalsiyumun kemiğe yapışmasını sağlayan osteokalsin isimli protein üzerinde K vitaminin büyük etkisi vardır.  Farelerde ise osteokalsin eksikliğinde diabet gelişmiştir.  K vitamini alan kişilerde  pıhtılaşmada artma olduğundan coumadin türü ilaç kullannlarda dikkat etmek gerekmektedir.  K vitamini alımı arttıkça INR 0.2 azalır.




 B1 VİTAMİNİ (TİAMİN)



Suda eriyen bir B vitamini olan tiamin  vücudumuzdaki metabolik olayları hızlandırmaktadır.   Tiamin, sinir, kas, karaciğer, böbrek ve beyin  hücrelerinde  daha fazla  bulunur ve  bu hücrelere minerallerin girip çıkmasını sağlayarak faydalı olur.  Dokulardaki yarı ömrü az olduğundan ve az depolandığından ilave verilmesi uzun dönem olmalıdır.
B1 vitamini (tiamin) kan şekerinin  yakılması, kalp sağlığının korunması ve öğrenme gibi beyin fonksiyonlar için gerekli olan bir vitamindir.
Yaşlanmaya karşı koruduğu gibi, katarak, alkol ve sigaranın zararlı etkilerini de azaltır.
Tiamin vitaminin eksikliğinde, beriberi hastalığı, kabızlık, yorgunluk, unutkanlık ve iştah kaybı görülür.
Tiamin eksikliği 3 hastalıkla birlikte olur:
•    Beriberi
•    Wernicke-Korsakof sendromu: Sinir ve beyin hastalığı ile birlkte olan bir hastalık (nistagmus, oftalmopleji ve ataksi vardır).
•    Leigh’s sendromu: bir tür ensafomyelopati

Tam tahıllar, kuru bakliyat, soya fasulyesi, pirinç, kepekli ekmek, bezelye, yer fıstığı, patates, tavuk, biftek, yumurta sarısı, balık,  karaciğer, süt, buğday, kuru üzüm, karnabahar, bezelye ve nohut gibi besinlerde  B1 vitamini vardır
. Günlük ihtiyaç  1.1 mg’dır.
Tiamin eksikliği az gelişmiş ülkelerde  daha sık görülür. Alkoliklerde ve tiamin eksikliği olan  bir anneden süt emen yeni doğmuş bebeklerde de görülebilir.
Ateşli hastalık, ağır egzersiz  yapanlarda, gebelik, emzirme ve büyüme çağında, sıtma ve AIDS hastalarında tiamin ihtiyacı artar. Dializ hastalarında, idrar söktürücü ilaç alanlarda  ve alkoliklerde aşırı   B1 vitamini kaybı olur.
    Tiamin Desteği Gereken Durumlar:
    Kalp yetmezliği nedeniyle idrar söktürücü alanlarda tiamin eksikliği olabilir ve bu hastalara  50-200 mg/gün tiamin verilmelidir.
Aşırı çay ve  kahve içenlerde tiamin’in vücuttan atılması fazladır.
Çiğ balık yiyenlerde de tiamin eksikliği sık görülmektedir. Çiğ balıkta bulunan tiaminidaz isimli bir enzim tiamini parçalayarak bu vitaminin eksikliğine neden olmaktadır.
Kanser hastaları tiamini çok fazla almamalıdır.
Sigara ve alkol çok içenler  B1 vitamin desteği alabilirler.
Tiamin şeker hastalarında damar hastalığını önlemektedir.
Benfotiamin:
Benfotiamin B1 vitaminin yağda eriyen türüdür.  Şeker hastalığı komplikasyonlarının önlenmesinde faydalı olan benfotiamin özellikle diyabetik nöropatiye bağlı ağrıların giderilmesinde faydalıdır.


 B2 VİTAMİNİ (RİBOFLAVİN)



B2 vitaminine riboflavin  denir. Riboflavin  besin maddelerinin enerjiye dönüştürülmesinde, büyümede  ve vücut direncinin artırılmasında   faydalı olur. Riboflavin enzimlerin ve proteinlerin yapısında bulunur ki bunlara  flavokoenzim ve flavoproteinler denir. Bu enzimler elektron transportu yaparak enerji üretiminde görev aldığı gibi  karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında rol alır.
Glutatyon  redüktaz enziminde bulunarak antioksidan özellik gösterir.
Riboflavin alınması homosisteini düşürür. Riboflavin demir emilimini de etkiler ve demir ile birlikte alındığında demir eksikliği anemisi daha iyi düzelir.
 Riboflavin, bazı kanserlerin gelişmesini ve kansızlığı önler. Gözde  katarakt oluşmasını (1.2 mg/gün gibi dozlarla) önlediği gibi, göz yorgunluğunu hafifletir ve migren ataklarını azaltabilir. Riboflavin vücudu zararlı maddelerin  etkisinden koruyan glutatyon isimli bir enzimin oluşmasını sağlar. Tip 2 şeker hastalarında riboflavin eksikliği  olabilir.  Bu nedenle şeker hastalarına ilave olarak verilebilir.
B2 vitamini özellikle et, karaciğer, tavuk, yağsız süt, yoğurt, yumurta sarısı, peynir, papatya, ısırgan otu, adaçayı, brokoli, ıspanak, yeşil yapraklı sebzeler, balık, baklagiller ve tahıllarda bulunur.
Riboflavin yetmezliği tek başına nadir görülür. Genellikle diğer B vitamini eksikliği ile olur. Eksikliğinde dilde yanma, kırmızılık ve ağrı, ve ağız çevresinde rahatsızlıklar, farenks (boğazda) yanma, normositik anemi, görme bozuklukları ve ciltte seboreik dermatit denen pullanmalar olabilir.
Riboflavin Yetmezliği görülen durumlar şunlardır:

•    Anorexia nervozası olan  hastalarda
•    Bağırsaklarda çölyak hastalığı veya diğer hastalığı olanlarda
•    Preklampside kan düzeyleri düşebilir.
•    Yeni doğan bebekte  sarılık için yapılan  ışık tedavisi sırasında
•    Alkoliklerde
•    Süt ve süt ürünü içmeyen veya bağırsaklarında laktaz enzimi eksikliği nedeniyle süt içemeyen  kişilerde
•    Hipotiroidi (tiroid bezi yetmezliği) hastalarında
•    Adrenal bezi çalışmayanlarda
•    Aşırı egzersiz yapan sporcularda
•    Uzun süre fenobarbital veya barbiturat kullananlarda

Yukarıda belirtilen durumlarda riboflavin eksikliği oluşabileceğinden   ilave B2  vitamini almalıdırlar. Günlük ihtiyaç 1.3 mg dır.

  B3 VİTAMİNİ (NİASİN)


B3 vitaminine niasin, nikotinik asit ve nikotinamid  isimleri de verilir.  Sigaradaki nikotinle bu vitaminin herhangi bir ilişkisi yoktur, sadece isim benzerliği vardır.
Niasin vitamini karbonhidrat, yağ ve proteinlerin yakılması sırasında enerji üretilmesinde görev yapar.  Vücutta NAD ve NADP enzimlerinin yapısında bulunur ve bunlar niasinin aktif formlarıdır.
Niasin vitaminin eksikliğinde PELLEGRA adı verilen bir hastalık oluşur.  Gelişmiş ülkelerde pek görülmez. Alkoliklerde niasin eksikliği görülebilir.   Niasin eksikliğinde cildimizin güneş gören yerlerinde renginde koyulaşma, ishal ve   demans  gibi hastalıklar oluşabilir.  Buna 4 D belirtileri denir: dermatit (cilt iltihabı), diare (ishal), demans (bunama) ve death (ölüm). Ayrıca parlak kırmızı bir dil, baş ağrısı, yorgunluk, depresyon ve unutkanlık görülebilir.
Tüberküloz ilacı olan izoniazidin aşırı kullanılması durumunda,  karsinoid tümör varlığında  ve hartnup hastalığında niasin vitamini yetmezliği  gelişebilir.
Günlük ihtiyaç 11-16 mg kadardır.
Tavuk, hindi, biftek, tam buğday ekmeği, yumurta, peynir, balık, fasulye, bezelye, patates, yeşil yapraklı sebzeler, süt, kahve, çay ve tahıllarda ve kuru bakliyatta   B3 vitamini vardır.  Niasin vitamini besinlerle alındığı gibi vücudumuzda, karaciğerde de  yapılmaktadır. 

Ağız ve boğaz kanserlerinin niasin alanlarda daha az görüldüğü saptanmıştır.
Tip 1 şeker hastalığı oluşumunu önlemek için nikotinamid kullanılmışsa da sonuçlar pek başarılı değildir.
Nikotinik asit, kolesterol  ve Lp (a) düşürücü ve HDL kolesterol denen iyi kolesterolü  artırıcı olarak  da  tedavide kullanılmıştır.
AIDS’li hastalarda nikotinamid’in hastalığın  kötü gidişini düzeltici  etkisi  vardır. 
 Kolesterolün düşürülmesi, kalp damar hastalıkları ve tansiyon yüksekliğine karşı koruyucu etkisi vardır.
Şizofreni tedavisinde  faydalı olduğu bildirilmiştir.
Multivitamin ilaçların içerisinde niasin vitamini nikotinik asit veya nikotinamid  ismiyle bulunur.
Niasin Kullanımı:
Niasin (Nikotinik asit)  günde 750 mg  gibi çok yüksek dozlarda alındığında kaşıntı, bağırsak bozukluğu, bulantı, kusma, karaciğer hastalığı, sarılık ve şeker hastalığı yapar. Bu nedenle Niasin, günde 35 mg’dan fazla alınmamalıdır. Şeker hastaları, karaciğer hastaları ve mide ülserli hastalarda dikkatli  kullanmak gerekir. Diğer kolesterol düşürücü ilaçlarla birlikte kaslarda erime (rabdomiyoliz) yapabilir.
Niasin vitaminin en önemli yan etkisi flaşing yapmasıdır. Gut hastalarında ürik asiti iyice artırır. Bu nedenle ürik asiti yüksek olanlar almamalıdır.







 


B5 VİTAMİNİ (PANTOTENİK ASİT)

B5 vitaminine pantotenik asit adı da verilir.  Pantotenik asit besinlerden  enerji oluşmasında rol aldığı gibi yaşamsal öneme sahip bazı metabolik olaylarda görev yapar.  Hücrelerde koenzim A olarak görev yapar.
  B5 vitamini adrenal bezinden    kortizol  hormonu  salgılanmasında,  kolesterolün oluşmasında ve beyindeki asetil kolin  yapımında  rolü vardır. 
Stresi giderici  bir vitamin olarak,  depresyon ve anksiyete tedavisinde faydalıdır.  Bağırsakların çalışması, safra, D vitamini ve  kırmızı kan hücrelerinin  yapımında rol alır. Günlük ihtiyaç 5 mg/gün’dür.
 Karaciğer, böbrek, maya, fındık, buğday, yumurta sarısı, brokoli, tavuk, balık, mantar, avokado, tam tahıllar, yoğurt ve süt gibi besinlerde B5 vitamini vardır.  Bağırsaklardaki bazı bakteriler B5 vitamini  yaparlar ve  bu vitamin bağırsaklardan emilerek faydalı olur.
Pantotenik asit eksikliği nadir görülür ve özellikle bağırsaklardan gıda emiliminin  bozulduğu durumlarda oluşur. Pantotenik asit eksikliğinde depresyon, kişilik değişimleri, kalp hastalığı, sık enfeksiyon, yorgunluk, karın ağrısı, uyku bozuklukları, uyuşma, karıncalanma, kas güçsüzlüğü ve kramplar olur. Özellikle bacaklarda ve ayaklarda  yanma oluşur ki buna ‘’yanan ayak sendromu’’ denir.
Pantotenik asit  cilt yaralarının iyileşmesini hızlandırır. Pantetin adı verilen bir türevi günde 300 mg  dozunda kan kolesterolünü düşürür. Bu nedenle kolesterol düşüren statin  türü ilaçlar ile (Lipitor, Zocor, Ator, Tarden gibi) birlikte kullanılabilir.
Fazla dozda alınırsa idrarla atılır.



 B6 VİTAMİNİ (PRİDOKSİN)


B6 vitamini suda eriyen bir vitamindir. Vücutta 6 şekilde bulunur ki, bunlar içinde en önemli olanı piridoksal 5’ monofosfat adı verilen türüdür.   Piridoksal 5’ monofosfat (PLP) B6 vitamininin vücuttaki  etkili şekli olup metabolizma için çok önemlidir.  B6 vitamini özellikle şeker metabolizmasında önemli görevler yapar.  Karaciğer ve kaslarda depo edilmiş olan ve glukojen adı verilen depo şekerden kan şekeri oluşturulmasında veya proteinlerin şekere dönüştürülmesinde rol alır. Sinir hücreleri ve bağışıklık sistemi B6 vitaminine ihtiyaç duyar.  B6 vitaminin bazı  önemli görevleri aşağıda verilmiştir:
 
•     hemoglobin   yapımında görev alır.
•    Beyinde serotonin yapımında  önemli rol oynar.

Eksikliğinde bağışıklık sisteminde  zayıflama görülür. B6 vitamini kan şekerinin normal sınırlarda kalmasına da yardımcı olur.

B6 Vitamin Yetmezliği:
Pür B6 vitamin yetmezliği nadir görülür.  Astım, diyabet, alkolikler, kalp hastaları, gebelik ve meme kanserinde kanda B6 vitamin düzeyinin azaldığı saptanmıştır.   B6 vitamin eksikliğinde kanda homosistein artar ki bu ateroskleroz riskinin arttığını gösterir.
Tüberküloz tedavisinde kullanılan izoniazid  kullananlarda ve alkoliklerde B6 vitamini eksikliği oluştuğundan bu kişiler ilave B6 vitamini almalıdır. Romatoit artrit tedavisinde kullanılan Penisillamin isimli ilaç ve Parkinson  hastalığı tedavisinde kullanılan  dopa  isimli ilaç, B6 vitamini eksikliği yapar. Bu kişiler multivitamin ilaçlarla  günlük 2 mg B6 vitamini almalıdırlar.

 B6 vitamini eksikliğinde şu belirtiler oluşur:

•    Cilt iltihabı
•    Dil  ve ağız iltihapları, ağız köşesinde cilt yaraları
•    Depresyon
•    Bilinç bulanıklığı
•    Kasılmalar
•    Kansızlık

 B6 Vitamini hangi Gıdalarda Bulunur?
B6 vitamini  muz, balık, et, fasulye, bezelye, tavuk ve hindi etinde,  buğday, biftek, patates, fındık, kepekli ekmek, portakal, süt, ıspanak, ceviz ve avokado gibi besinlerde  vardır.  Vejetaryen olanlar ilave B6 vitamini almalıdırlar.  Günlük ihtiyaç 1.5-1.7 mg’dır.

B6 Tedavisi:
B6 vitamininin farelerde pankreas kanserinin büyümesini önlediği gösterilmiştir.
B6 vitamini  homosistein  azalmasını sağlayarak faydalı olur. Homosistein’i azaltmak için B6 vitamini ile birlikte folik asit vitamini ve B12 vitamini  de almak gerekir. 
Yaşlılarda  vücut direncinin (bağışıklık sisteminin) kuvvetli olması  için yeterli B6 vitamini alınması gerekir.
      B6 vitamininin böbrek taşını önlediğine dair yayınlar varsa da kesin kanıt ortaya konamamıştır.
B6 vitamini  tedavisinin  Down sendromu, otizm, gebelik diyabeti, depresyon, diyabetik polinöropati, adet öncesi sıkıntılar, depresyon, gebelerde bulantı ve kusmayı önleme ve karpal tünel sendromu denen el bileğindeki sinirlerin sıkışması durumunda faydalı olduğu iddia edilmiştir.






BİOTİN  VİTAMİNİ (Vitamin B7 veya Vitamin H)


Biotin, bir çok metabolizma olayında görev alan ve suda eriyen bir vitamindir.  DNA’nın çoğalmasında biotin’in önemli rolü vardır. Biotin  4 önemli enzimin yapısına girer ki bu enzimlere karboksilaz enzimleri denir. Bu enzimler mitokondriumda bulunur ve heme ve demir metabolizmasında etkilidir.  Bu enzimlerden en önemlileri  asetik koA karboksilaz (ACC), piruvat karboksilaz (PC), propionil coA karboksilaz (PCC) ve beta-metilkrotonil coA karboksilaz (MCC)dır. Biotin bu enzimlerin yüzeyinde CO2 taşıyıcısı olarak önemli rol alır. Bu biyotine bağlı karboksilaz enzimleri doğuştan eksik olursa bebekte doğumdan sonra ve bir yaş içinde oluşan  şiddetli nörolojik hastalık oluşur.
 Çiğ yumurtada bulunan avidin isimli bir protein biotin’in emilimini bozar. Uzun süre çiğ yumurta içenlerde biotin eksikliği olur. Bu nedenle yumurta çiğ olarak içilmemelidir.
Biotin proteinler, folik asit, pantotenik asit ve B12 vitaminin kullanımını kolaylaştırır, tırnak ve saçları güçlendirir, kolesterol ve kan şekerinin normale dönmesine katkıda bulunur.
Günlük ihtiyaç 35-60 mikrogramdır. Normal serum konsantrasyonu 1500 pmol/L dir.

Biotin Eksikliği:
İnsanlarda biotin eksikliği nadir görülür. Eksikliğinde saçlarda dökülme, seboreik dermatit, alopecia, cilt bozuklukları, depresyon, halsizlik, halusinasyon ve bacaklarda  uyuşma ve karıncalanma  olabilir.  Biotin eksikliğinde  demir metabolizmasında  bozulma olduğu hücredeki mitokondriumda biyotine bağlı karboksilaz enzimlerinin çalışmadığı saptanmıştır.

Biotin Ne Zaman Kullanılmalı?
A) Gebelikte
Gebelikte biotin eksikliği olursa, doğan çocuklarda anormallikler veya sakatlıklar olabilir. Bu nedenle gebe kadınlar folik asitle birlikte (400 mikrogram/gün) en azından günlük 30 mikrogram biotin de almalıdırlar.
B)Diyabetes Mellitus:
Kan şekeri iyi kullanılamadığında biotin eksikliği de olmaktadır.  Biotin alan şeker hastalarında kan şekerinde düşme olmaktadır. Bu konuda çalışmalar az olsa da biotin vitaminin şeker hastalarına verilmesi faydalıdır.
C) Tırnak Kırılması:
Kırılması olan tırnaklarda biotin verilmesi sonrası tırnaklarda kalınlaşma ve kırılmada azlık görülmüştür.

D) Saç Dökülmesi:
Biotin eksikliğinde saç dökülmesi görülürse de biotinle yapılmış bu konuda bilimsel çalışma yoktur.

    Hangi Gıdalarda Biotin Vardır:
Bira mayası,  tam buğday, yumurta sarısı, karaciğer, tavuk, kuzu eti,  tam buğday  ekmek, balık, süt ve peynirde biotin vardır. Biotin, bakteriler tarafından bağırsaklarda da üretilir.
Biotin Tedavisi:
Biotin, günlük 30 mikrogram doza kadar güvenle verilebilir. Fazlası idrarla atılır.

Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar (fenitoin, karbamazepin, valproik asit gibi ilaçlar) biotin’in bağırsaklardan emilimini bozar, antibiyotikler bağırsaklarda biotin üretimini önler.  Bu nedenle epilepsi hastaları ve antibiyotik kullananlar biotin vitaminini ilave olarak almalıdırlar.


  B12 VİTAMİNİ

Yapısında kobalt  metali bulunduğundan B12 vitaminine kobalamin ismi de verilir. Multivitamin ilaçlarda B12 vitamini siyanokobalamin  adıyla bulunur. B12 vitamini sinir dokusunun sağlığı ve  eritrosit ve  hücrelerimizde bulunan DNA’nın yapımı için gerekli olan bir vitamindir. 
Diyetle alınan B12 vitamini mideden salgılanan intrensek faktör adındaki bir proteinle birleşerek bağırsaklardan emilir.
Besinlerde bulunan B12 vitaminin bağırsaklardan iyi emilmesi,  mide, pankreas ve bağırsakların iyi çalışmasına bağlıdır.
Günlük B12 vitamini ihtiyacı 2.4 mikrogram kadardır.

Bulunduğu Gıdalar
B12 vitamini hayvansal besinlerde yani kırmızı et, tavuk,  hindi  eti ve balıkta ve çok az oranda sütte ve yoğurtta  bulunur. Bitki ve mayada bulunmaz. Bir bardak pastörize sütte 0.9 mikrogram B12 vitamini vardır.
B12 Vitamini Eksikliği
B12 vitamin eksikliği  pernisiyöz anemi   durumunda görülür. Pernisiyöz anemi  B12 vitaminin bağırsaklardan emiliminin bozulması nedeniyle oluşan bir hastalıktır. Bu hastalık 60 yaş üzerindeki kişilerde % 2 oranında görülür ve tedavisi için  B12 vitamini enjeksiyonu yapılır.  B12 vitamin eksikliği varsa eritrositlerin büyüdüğü megaloblastik anemi görülür.
B12 eksikliği genellikle et yemeyenlerle (vejetaryenlerde), mide ve bağırsak hastalığı olanlarda görülür. Bunun nedeni de B12 vitamininin çoğunlukla  hayvansal besinlerde bulunmasıdır.  Midelerinde atrofik gastrit  hastalığı olanlarda veya midesi ameliyatla alınanlarda özellikle B12 vitamin  eksikliği sık görülür. Bir çalışmada midesinde helikobakter pilori bakterisi olanlarda B12 vitamini eksikliğinin sık görüldüğü ortaya konmuştur. Bazen nadiren kalıtımsal olarak B12 vitamini yetmezliği görülebilir.  Yaşlılık ise önemli bir B12 vitamin yetmezlik nedenidir. Yaşlılarda B12 vitamini yetmezliği sık görülür.  B12 vitamini eksikliğinde kanda ve idrarda  metil malonik asit artarken kanda  homosistein yükselir.
B12 vitaminin emilmesini engelleyen ve azlığına neden olan hastalıklar şunlardır:
•    Midede atrofi, asit olmaması
•    Midede helikobakter pilori bakteri varlığı
•    Antibiyotik sonrası bağırsakta aşırı bakteri çoğalması
•    Uzun süre şeker hastalığı ilacı olan metformin kullanmak
•    Antiasit, H2 reseptör antagonist ve proton pompa inhibitörü denen mide ilaçları kullanmak
•    Kronik alkol kullanımı
•    Mide ameliyatı geçirenler
•    Pankreas bezinin iyi çalışmaması
•    Sjögren sendromu
•    AIDS hastalığı veya HIV pozitif kişiler


B12 yetmezliği olan kişilerin  sadece % 29’unda anemi  ve % 64’ünde kırmızı kan hücrelerinde büyüme görülür. O nedenle B12 yetmezliği    her kişide kansızlıkla karşımıza çıkmaz.   B12 yetmezliği nedeniyle bu kişilerde dilde yanma (glossit), vajende atrofi ve emilim bozuklukları olabilir.  Birlikte demir eksikliği veya talassemi varsa kırmızı kan hücrelerinde büyüme olmayabilir.  Bu hastaların bazılarında uyuşma, hissizlik, halsizlik, hafızada zayıflama ve kişilik değişiklikleri olabilir.



 
B12 vitamin eksikliği yapan bazı ilaçlara dikkat edelim:

•    Mide ve duodenum ülseri veya  gastrit hastalığının tedavisinde   omeprazol türü ilaç alan hastalarda  B12 vitamin eksikliği veya kan düzeylerinde azalma  olabilir.

•    Kloramfenikol ve neomisin gibi antibiyotikleri kullananlarda
•    Gut hastalığı denen kanda ürik asit yüksekliği ile kendini gösteren hastalığın tedavisinde kullanılan Kolşisin  ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
•    Şeker hastalığı tedavisinde kullanılan metformin (Glukofaj veya glukoformin)  ilacı  B12 vitamini eksikliği yapabilir.
•    Ameliyat sırasındaki anestezide kullanılan nitröz oksit de B12 vitamin eksikliği yapabilir.

 B12 yetmezliği 60 yaşın üzerinde %10-15 oranında görülür. Yaşlılardaki B12 vitamini eksikliği multivitamin  ilaçlarla  tedavi edilebilir.

B12 Eksikliği Belirtileri:
B12 vitamin eksikliğinin hematolojik (anemi), nörolojik (sinir sistemi) ve iskelet üzerine etkileri vardır.  B12 eksikliğinde  eritrositlerde büyüme (makrositoz) ile karakterize anemi vardır. Bu kişilerde ayrıca kanda LDH ve ve bilirubin yükselebilir. Bazen lökosit ve trombosit sayısı düşebilir.        Nörolojik yani sinir sistemiyle ilgili olarak ise  omurilik arka  ve yan kısımlarında sinir hasarı ve buna bağlı özelilkle bacaklarda simetrik nöropati gelişir. Uyuşma ve ataksilerle başlayan bu durum denge kaybıyla devam eder. İleri aşamada ileri halsizlik, spastisite, klonus, felç, idar ve gaita kaçırmaya kadar ilerler. B12 vitamini eksikliği olan kişilerde osteoporoz sıklığının fazla olduğu da saptanmıştır.

B12 vitamini eksikliği olan kişilerde şu belirtiler görülür:

•    Yorgunluk
•    Halsizlik
•    Bulantı
•    Kabızlık
•    Gaz
•    İştah kaybı
•    Kilo kaybı
•    Kansızlık
•    Yürümede zorluk ve denge bozukluğu
•    Unutkanlık
•    Demans
•    Dilde ağrı
•    Bacaklarda his kaybı ve uyuşma
•    Kansızlık
•    Kulakta çınlama

B12 vitamini eksikliğinde  sinir sistemi bozuklukları  da görülebilir. 

B12 vitamini şu kişilerde ilave olarak verilmelidir:
•    Pernisiyöz anemi
•    Midesi ameliyatı geçirenler
•    Vejetaryenler
•    Yaşlılar
•    Gebe ve bebekler
•    Bağırsak hastalığı olanlar

50 yaşın üzerindeki kişiler, vejetaryenler, gebe kalmayı planlayan kadınlar B12 vitaminini multivitamin ilaç olarak, günde 6-30 mikrogram almalıdırlar.  Pernisiyöz anemi yoksa B12 vitamini ağızdan tablet şeklinde alınmalıdır. Pernisiyöz anemi durumunda ve mide ameliyatlılarda enjeksiyon şeklinde  alınmalıdır.
 
Bazı hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde B12 vitamini kullanımı:

•    Kanda homosistein  yüksekse tedavi için B12 vitamini 0.5  mg/gün dozunda  folik asit ile birlikte (0.5-5 mg/gün)  alınabilir.
•    B12 eksikliği varsa gebelerde  çocuktaki sinir dokusu anormalliğini önlemek için  folat tedavine ilave olarak verilmelidir.
•    Alzheimer hastalarında B12 vitamini eksikliği sık olarak bulunur. Bu hastalarda B12 vitamini eksikliğinin giderilmesi gerekir.
•    Depresyondaki hastalarda da sıklıkla B12 vitamini  eksikliği görülür. Bu hastalara da B12 vitamini verilmesi gerekir.
•    Kulak çınlaması olan hastaların bir kısmında B12 eksikliği görülmüş ve tedaviyle şikayetleri azalmıştır.



B12 Vitamini Fazlaısı zararlı mı?
B12 vitamini fazlalığı zararlı değildir.


  FOLİK ASİT (VİTAMİN B-9)

Folik asit vitaminine folat adı da verilir.  Folat  vitamini doğal olarak besinlerde bulunurken , folik asit  bu vitaminin sentetik bir şeklidir ve ilaç olarak üretilir.  Folik asit kan yapımı, yeni hücre oluşması ve yaşaması, DNA ve RNA yapımı için gerekli bir vitamindir. Bu nedenle özellikle gebelik ve çocukluk döneminde  bu vitamine olan ihtiyaç artar. Gebelik döneminde günde 800 mikrogram dozunda mutlaka  alınmalıdır.  Folik asit  kırmızı kan hücrelerinin yapımı için gereklidir ve  homosisteinin normal sınırlarda olmasını sağlar.
Folik asit kandaki homosistein  azalttığı gibi kalp krizi, felç ve bunama riskini azaltır.

Folik Asit Vitamini Hangi Gıdalarda Var:
Koyu yeşil yapraklı sebzelerde, ıspanak, fasulye, buğday, bezelye, fındık, baklagiller, kepekli ekmek,  karaciğer, yumurta, balık, muz, portakal, limon, çilek, kiraz, patates ve mısırda folik asit vardır. Günlük ihtiyaç 400 mikrogram kadardır.

Folik Asit Yetmezliği:
Folik asit yetmezliğinin nedenleri şu başlıklar altında incelenebilir:

1)    Gıdalarla Alımının Az Olması:  İyi beslenmeyen veya alkolik kişilerde folat yetersizliği sıktır. Gıdalardaki folatın  pişirilme  sırasında çoğu kaybolur. Vücuttaki folat deposu çok azdır (5-10 mg) ve folat eksikliği 4-5 ay devam ederse megablostik anemi denen kansızlık oluşur. Folat yetersizliği B12 vitamini gibi yaşlılarda fazla görülür. 65-74 yaş arası kişilerde folat yetmezliği % 5-10 arasında görülür.
2)    Folat İhtiyacının Artması:  Folat ihtiyacının artması da folat yetersizliği yapabilir. İhtiyacın arttığı bu durumlar gebelik, hemolitik anemi denen kan hastalıkları, bazı cilt hastalıkları ve bazı ilaç kullanımlarıdır.
3)    Bazı İlaçlar: Trimetoprim, metoteksat ve fenitoin ilaçları folat yetmezliğine neden olur.
4)    Genetik Olarak Folat Emilim Bozukluğu:  Çok nadir görülür ve bebeklikte daire (ishal) anemi ve nörolojik (sinir) hastalıkları ile birliktedir.



Kanda Homosistein  seviyesi normalin üzerinde ise  B6, B12 ve folik asit  vitaminleri  birlikte alınmalıdır.
Folat tedavisinin gerekli olduğu veya  ilave alımının  gerektiği durumlar şunlardır:
•    Gebelik ve emzirme dönemi (800 mikrogram /gün)
•    Gebe kalmadan önce alınmaya başlanmalıdır
•    Alkol alanlarda
•    Bağırsaklardan besin emiliminin bozuk olduğu durumlarda
•    Dializ yapılan böbrek hastalarında
•    Karaciğer hastalığı olanlarda folik asit vitamini alınmalıdır.
•    Folik asit eksikliğine bağlı  anemilerde
•    Yaşlılıkta işitme azlığı olanlara

              Folatın vücutta kullanımını engelleyen aşağıdaki ilaçların kullanımı durumunda folik asit vitamini ilave olarak alınmalıdır.

•    Epilepsi ilaçları
•    Diyabet tedavisinde kullanılan Glukofage veya glukoformin gibi ilaçlar
•    Crohn hastalığı tedavisinde kullanılan sulfasalazin
•    Diüretik  Triamteren ilacı
•    Kanser ilacı Methotrexate

Folat Vitamin Eksikliği Belirtileri Nelerdir?
Folat eksikliği olan kadınlarda  düşük ağırlıklı bebek, sinir hasarlı bebek doğurma riski vardır
Bebek ve çocuklarda folat yetersizliği büyümeyi yavaşlatır
Folat eksikliğinde anemi  oluşur
Bazı kişilerde ishal, iştah kaybı, kilo kaybı oluşur. Bazen  dilde ağrı, baş ağrısı, çarpıntı, unutkanlık, davranış bozukluğu olabilir.
Kanda homosistein yükselir.

Folik Asit Alımı Hangi Hastalıkları Önler?
Yeterli folik asit alımı şu hastalıkları önler:
1)    Gebelikte alımı bebekte nörol tüp defekti  hastalığımı önler
2)    Kalp hastalığından koruduğu gösterilemedi
3)    Kolon  kanserinden korur.
4)    Hipertansiyondan korur
5)    Yaşlılıktaki işitme azlığından korur
6)    Homosisteini azaltarak kemik kırıklarından korur

Folik Asit Vitamini Alırken B12 Eksikliğine Dikkat Ediniz

Folik asit vitamini günde 1000 mikrogramdan fazla alınmamalıdır. Böyle alınırsa  ve o kişide B12 yetmezliği hafif varsa B12 yetmezliği şikayetlerini artırır.  Folik asit vitamini B12 vitaminine bağlı kansızlığı düzeltir ancak B12 vitaminine bağlı beyin ve sinir hasarının kalıcı olmasına neden olur. Özellikle yaşlı kişilerde veya 50 yaşından büyük kişilerde  B12 yetmezliği sık olduğundan  folik asit almadan önce mutlaka B12 vitamin düzeyine bakmak gerekir.  Multivitamin alınıyorsa  folik asit yanında mutlaka B12 vitamini de olmalıdır.


Fazla Folik Asitin Zararı Var mı?
Gıdalarla alınan fazla folik asitin zararı yoktur. Bu vitamin suda eridiğinden  fazlası idrarla atılır. Ancak epilepsisi olan hastalarda fazla folik asit kasılmaları artırabilir.  Folik asit vitamini günde 1000 mikrogramdan fazla alınmamalıdır.



  C  VİTAMİNİ

C vitamini eski tarihlerde uzun gemi yolculuklarında sebze ve meyve yemeyen kişilerde  skorbüt hastalığının ortaya çıkmasıyla kendini göstermiştir.  C vitamininin  diyetteki 100 mg/gün doza kadarı tamamen bağırsaklardan emilir. Diyetteki miktarı arttıkça emilimi azalır.  Günde 1000 mg’dan fazla dozlarda yarısından azı ancak emilir.  Fazlası idrarla atılır.

C vitamininin vücudumuzda yaptığı önemli görevleri şu şekilde sıralayabiliriz:
a)    Vücudun direncinin artırılmasında
b)     Kan damarlarının sağlamlığında  rol alır.
c)     Kemik, eklem bağları ve damarların yapısında bulunan kollajenin  yapımını artırır
d)    Noradrenalin   yapılmasında rol alır
e)    Kolesterolden  safra   yapılmasında
f)    Kuvvetli antioksidan  maddedir. Vücudu oksijen radikalleri denen ve oksijenin vücutta yandıktan sonra oluşturduğu  zararlı yan ürünlerinin   hasarından korur. Vitamin E gibi diğer antioksidanların  etkisini  de artırır.
g)    E vitamini ve folik asitin stabil hale gelmesini sağlar
h)    Karnitin sentezinde faydalı olur ve böylece yağ asit transportuna katkıda bulunur.


C Vitamini Yetmezliği:
Sigara ve doğum kontrol hapları vücutta C vitamini düzeyini azaltır. Bu nedenle  sigara içenler ve doğum kontrol hapı kullanan kişiler ilave C vitamini almalıdırlar.
Aspirin,  C vitamininin idrarla atılmasını artırdığından eksiklik oluşabilir.
Kanı sulandırıcı ilaç alanlarda C vitamini alınınca bu ilaçların etkisi azalabilir. Bu nedenle coumadin gibi kanı sulandırıcı ilaç alanlar, günde 1 gramdan fazla C vitamini almamalıdır. 
Yüksek dozda C vitamini alındığı sırasında kanınızda bazı tetkikler yanlış sonuç verebilir. Bu tetkikler bilirubin, kreatinin ve gaita’da gizli kan testleridir. 
C vitamini eksikliğinde skorbüt  isimli bir hastalık oluşur ki, bu  hastalıkta  diş etlerinde kanama ve dişlerde sallanma olur. Skorbüt hastalığında C vitamini eksikliğine bağlı kollajen sentezi  ve bağ dokusu bozulur. Sonuçta da morarmalar, diş etlerinde kanama, peteşi denen nokta tarzı kanamalar, hiperkeratoz, eklem ağrıları, yara iyileşmesinde bozulma oluşur. Ayrıca halsizlik, eklem şişliği, eklem ağrıları, depresyon, nöropati gelişir.
C vitamini eksikliğinde ciltte kırışma, yaraların iyileşmesinde gecikme ve eklemlerde hassasiyet  meydana gelir.
Hangi Gıdalarda Bulunur?
C vitamini siyah üzüm, yeşil biber, mango, karnabahar, lahana, brokoli, portakal, mandalina, greyfurt, böğürtlen, üzüm suyu, patates, domates, bezelye, pırasa, muz, çilek, şalgam ve  yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Bir  orta boy portakalda 70 mg, bir domateste 23 mg ve  bir greyfurtta 88 mg C vitamini vardır.
Ester C vitamini: 
C vitamininin doğal formu  yani besinlerde bulunan şekli L-askorbik asittir ve suda erir. C vitamininin  palmitik asit tuzuyla yapılmış yapay şekline ‘Vitamin C-ESTER’ adı verilmektedir. Vitamin C-ester  hem yağda hem suda  erir. Bu nedenle daha etkilidir. Vitamin C-ester, kremlere katılarak güneş yanıklarında, psoriazis denen cilt hastalığında ve diğer bazı cilt hastalıklarında  çok faydalıdır. .
 Günlük C vitamini ihtiyacı erişkinler için  60 mg, gebelikte 80-90 mg, sigara içenlerde 100-200 mg kadardır.  Alınabilecek en fazla doz 2000 mg/gün’dür. Bazı  bilim adamları günlük 400 mg C vitamini alınmasını önermektedir.

 C Vitamini Bizi hangi Hastalıklardan Korur?

Kalp hastalıklarından korunmak için günde 350 mg C vitamini alınması önerilmektedir. Ateroskleroz  veya yüksek kolesterolü olanların günde 500 mg C vitamini alması kan damarlarında dilatasyon yapmaktadır.
Midede ülser ve gastrit yapan helikobakter pilori isimli bakterinin  öldürülmesinde C vitamini faydalıdır.
C vitaminini kanser hastalarının almaması gerektiği yönünde bilimsel yayınlar  varsa da, bu konu ileri araştırmalarla ortaya konmamıştır.
Katarakt oluşumunu önlemek için günde 300 mg C vitamini alınması önerilmektedir.
Tansiyonu yüksek olanlarda C vitamini tansiyonda % 9 oranında azalma yapabilmektedir.
Şeker hastalarında göz, sinir ve damarlarda şekerin yaptığı hasarı önlemek için C vitamininin ilave alınması gerekir. C vitamini hücrelerdeki sorbitol denen şekeri artırarak  yüksek kan şekerinin yan etkisini önler. Şeker hastalığında böbreklerde hasar oluştuğunda idrarda protein kaçağı başlar. Şeker hastalarında C vitamini alınmasıyla idrarla atılan protein miktarının azaldığı  da saptanmıştır. Şeker hastaları bu nedenle mutlaka C vitamini içeren antioksidan ilaçlar almalıdırlar.
Yaygın olarak bilinenin aksine C vitamininin  fazla alınması soğuk algınlığı veya nezleden korumaz.
Günde 1000 mg’dan fazla alındığında bulantı, midede kramp, ishal yapar ve böbrek taşı oluşma riski artar.

   
  F VİTAMİNİ

    F vitamini aslında vitamin olarak kabul edilmez. Vücutta yapılmayan ve besinlerle alınması gereken doymamış yağ asitlerine (linoleik asit, liolenik asit ve araşidonik asit) F vitamini de denmektedir. Cildin su tutması ve gerginliğinin F vitamiyle ilgili olduğu gösterilmiştir. Cilt kremlerinde eğer fosfolipid  türü yağlar ve vitamin F varsa anti-aging (yaşlılığı önleyici) etki gösterirler.  Bu yağ asitlerinin hücrelerin iyi çalışması, kolesterolün düşürülmesi, bazı hormonların yapılması, oksijenin verimli  kullanılması, salgı bezlerinin iyi çalışması ve  kan basıncının düzenlenmesinde önemli rolleri vardır. Bu yağ asitleri aslında omega 3 ve omega 6 olarak iki ana gruba ayrılır.  Omega yağ asitlerinin saçların parlaklık kazanması ve cildin iyi durumda olmasında önemli rolleri vardır. Bağışıklık sistemi dediğimiz vücudun direncinin artırılmasında da  faydalıdır. Saç kaybı ve egzama tedavisinde  de kullanılmaktadırlar.  Evening primrose oil isimli ilaçta, üzüm çekirdeği ekstresinde, keten tohumu yağında, ceviz veya badem yağında, ayçiçek ve soya yağında bu yağ asitleri vardır.

    VİTAMİN B15 (PANGAMİK ASİT)

Suda eriyen bir vitamindir. Ne kadar alınması gerektiği henüz bilinmemektedir. Vitamin B15’in kolesterolü azalttığı ve protein  yapımına yardımcı olduğu bilinmektedir. B15 vitamini genellikle B17 vitaminiyle (amigdalin) birlikte bulunur. B15 vitamini  siyanid  denen bir madde içerir ve kanserli bölgede bu siyanid  maddesi kanser hücresini öldürür. B15 vitamini maya, kahverengi pirinç, kabak çekirdeği ve susam tohumunda bulunur.

    VİTAMİN B 17 ( AMİGDALİN, LAETRİLE)

Amigdalin 1830’da  keşfedilmiş ve 1845 yılında Rusya’da kanser tedavisi için kullanılmıştır. Amerikan İlaç ve Besin Örgütü tarafından kanser tedavisinde kullanılması  kabul edilmemiştir. Amigdalin bir bitki bileşiğidir ve içinde şeker ve siyanadin vardır. Amigdalin çiğ ceviz ve bademde ve birçok meyvede bulunur.


PABA (PARAAMİNOBENZOİK ASİT, VİTAMİN  B-x)

PABA gerçek bir vitamin değildir. Folik asit vitamininin yapısında vardır.   PABA, besinlerle alınabildiği gibi  bağırsaklardaki bakteriler tarafından da üretilir. Saç sağlığı ve güneş ışığından korunmak amacıyla da  kullanılmaktadır.
PABA,  karaciğerde, mayada, pirinç ve yumurtada bulunur.
    PABA, kırmızı kan hücrelerinin bir destekleyicisidir. Bağırsaklardaki bakterilerin folik asit yapımını  da destekler.
    Saç ve kılların siyah renkli olmasında PABA maddesinin önemli katkısı vardır.  . Güneş yanıklarından ve cilt kanserinden korunmak  için kremlere  PABA katılır.
    Saçları siyahlaştırmak ve saç çıkımı için kullanılmış ise de başarılı sonuç vermemiştir. PABA, saçlar için biotin, pantotenik asit ve folik asit ile birlikte kullanıldığı gibi cilt kırışıklığını gidermek için de kullanılmaktadır.
Yüksek dozlarda alınırsa karaciğerde zararlı etkiler yaptığı gibi bulantı, kusma, iştahsızlık, ateş ve  ciltte döküntüler  görülebilir.
KAYNAKLAR
1.    Prof Dr Metin Özata,Viyamin,Mineral, Bitkisel Ürün Rehberi, Gürer yayınları, 2008
2.    Stover, Patrick J Vitamin B12 and older adults. Current Opinion in Clinical Nutrition & Metabolic Care. 13(1):24-27, 2010.

3.   

  

.