Son zamanlarda internette yurtiçi ve yurtdışında
lahana çorbası diyeti ile zayıflamanın mümkün olduğuna dair yazılar ve
lahana kapsulleri populer olmuştur.
Şurası bir gerçek ki bu konuda yapılmış klinik bir
araştırma ve bilimsel bir veri yoktur.
Lahana çorbası diyetinde bir hafta boyunca limitsiz
olarak lahana çorbası içilmesi önerilmekte ve bir haftada 7-8 Kg
verildiği iddia edilmektedir. Eğer bu diyetle bir haftada 7-8 Kg
veriliyorsa bu verilen kilolar bir haftada verilen su kaybından başka
bir şey değildir. Kalıcı kilo kaybı oluşmaz. Sonra tekrar kilo
alırsınız.
Bir kişinin yarım kilo vermesi için fazladan
3000-3500 kalori harcaması gerekir. Bunu gerçekleştirmek için az yemeli
ve fazla spor yapmalıdır.
Bu diyette genellikle lahana, domates, yeşil biber,
havuç, soğan, mantar ve meyve suları vardır. Bu çorbadan günde bir kase
içmek faydalı olabilir ancak sınırsız olarak tüketmek sağlığa zarar
verebilir.
Bu diyetin en önemli sakıncası içinde protein ve
karbonhidrat olmamasıdır. Bu diyet özellikle Şeker Hastalarında zararlı
olabilir. Yeteri kadar besin içermeyen bu diyet ile vücutta bir çok
rahatsızlıklar oluşabilir. Bu şekilde bir beslenme ile ilk hafta su
kaybından dolayı kilo verseniz bile eski beslenmenize donunce kiloları
çabucak alırsınız. Bir diyetin sağlıklı olması onun devam ettirilebilir
olmasına bağlıdır. Lahananın fazla alınması da ayrıca gaz yapar. Bu tur
diyetlerle verilen kilolar çabucak geri alınır.
Bunun yanında günlük beslenmede lahana kullanmak
faydalıdır. Lahana da lif yani posa, C vitamini, anti-kanserojen
maddeler, folik asit ve A vitamini vardır. Bir bardak kadar pişirilmiş
lahanada 20-30 kalori vardır. Lahana kalorisinin az olması ve doygunluk
vermesi nedeniyle tercih edilebilir. Ancak hergün lahana veya çorbası
yemek dengesiz beslenmeye ve hastalıklara davetiye çıkarır.
Zayiflayamamanin altinda yatan nedenler insulin
hormon yuksekligi, tiroid-guatr hastaligi, yumurtalik
kistleri-polikistik over, prolaktin hormon yuksekligi gibi hormon
bozukluklaridir.. Bunlarin degerlendirilmesi yapilmadan ve tedavi
edilmeden kilo veremezsiniz.
EN SAĞLIKLI DİYET GLİSEMİK İNDEKS DİYETİDİR
Zayıflamak isteyen kişilerin glisemik indeksi (Gİ)
düşük gıdalarla beslenmesi gerekir. Glisemik indeksi (şeker yükü) yüksek
olan gıdalar yani rafine edilmiş şekerler, nişastalı yiyecekler,
baklava, börek, reçel ve patatesin çok az yenmesi gerekir. Kişilerin her
gıdanın glisemik indeksini ayrı ayrı bilmesi çok zor ise de, zayıflamak
isteyen bir kişinin bazı gıdaların bu özelliğini bilmesi gerekir. Her
türden şeker, bal, reçel, muhallebi ve keşkül gibi sütlü tatlılar,
baklava ve kadayıf gibi irmikli ve unlu tatlılar, meşrubatlar, çikolata,
bazı meyve suları, meyve kompostoları, bira, tatlı kekler, kurabiyeler,
bisküviler ve tatlı pudingler fazla miktarda basit karbonhidrat (şeker)
içerirler ve glisemik indeksleri (şeker yükü) yüksektir. Bu tür
şekerlerden uzak durulmalı, beyaz ekmek, beyaz pirinç ve patates gibi
şeker yükü fazla olan gıdalar az tüketilmelidir. Tüketilmesi önerilen
düşük şeker yüklü gıdalar ise, yulaf, kuru baklagiller, kepek ekmeği ve
tam buğday ekmeğidir.
Cabuk sinirlenme, terleme, depresyon, huzursuzluk,
acikma, tatli istegi varsa ve diyetle kilo veremiyorsaniz insulin
hormonunuz bozuktur. Diyetle kilo verseniz bile hizla kilo alirsiniz. Bu
durumun tedavisi uygun ilaclarla yapilabilmektedir. Once hormon analizi
yaptirmaniz gerekir. Piyasada veya internette satilan zayiflama
haplari, bitki, sebze ve meyve haplari yerine once hormonlarinizi
olcturun. Kilolu kisilerin hemen hepsinde hormon bozuklugu vardir. Bunun
saptanip tedavi edilmesi gerekir. Aksi taktirde uygulayacaginiz diyet
veya kullanacaginiz luzumsuz haplar sizde kilo kaybi yapmayacaktir.
Glisemik İndeksle İlgili Bazı Pratik Noktalar:
Karbonhidratları seçerken düşük glisemik indeksli
olanları seçmek gerekmektedir.
1.Rafine karbonhidratlar yani beyaz un ve rafine
tahıldan yapılmış karbonhidratlar yüksek glisemik indekslidir.
2.Beyaz ekmek yüksek glisemik indekslidir.Tam buğday
veya kepek az GI’lidir.
3. Diyetteki lif oranı artınca GI’i azalır.
4.Karbonhidrat içinde amiloz ve amilopektin vardır.
Amilopektin fazlaysa kan şekeri daha çok artar Amilopektini fazla
olanlar ekmek, beyaz patates, beyaz un, amiloz içerenler ise tam
tahıllar,hububatlar ve tatlı patatestir.
5. Rafine olanlar rafine olmayanlardan daha fazla
glisemik indeksi artırır. Rafine demek işlenmiş fabrikaya girmiş gıda
demektir. Rafine olan karbonhidratlar beyaz ekmek, beyaz pirinç,
kurabiye,meyve suları, şekerlerdir. Rafine olmayanlar doğal halde
bulunanlar olup GI’i düşüktür. Bunlar daha fazla lif veya posa içerir.
Örnek olarak sebze meyve, badem, ceviz, bezelye verilebilir.
Düşük Glisemik İndeksli Beslenmenin Faydaları
Yüksek glisemik indeksli (GI) yiyecekler, düşük GI
yiyeceklere göre tokluk kan şekerinde ve yemek sonrası 2 saatlik kan
şekeri cevabında daha çok artışa neden olurlar. Dünya Sağlık Örgütü
sağlıklı yaşam için nişasta içermeyen polisakkaritlerden oluşan, düşük
GI’li karbonhidrat ağırlıklı diyetin (Enerjinin %55’inden fazlası
karbonhidrattan) tüketilmesini desteklemektedir.
Besinlerin kısa süreli doyurucu etkileri
incelendiğinde düşük GI’li besinlerin yüksek olanlara göre daha doyurucu
olduğu bulunmuştur. Yüksek GI ‘li öğünler, düşük GI’li öğünlerle
karşılaştırıldığında yemek sonrası dönemde, kan şekerinde daha fazla
yükselme ve düşmeye ve insülin düzeylerinde daha fazla artışa sebep
olurlar. Sonuç olarak ileri saatlerde yağ asitlerinde ve kan şekerinde
daha fazla düşüşe ve acıkmaya neden olurlar. Düşük GI li gıdalarla ise
insülin fazla yükselmediğinden kan şekeri fazla düşmez ve açlık olmaz.
Düşük GI’li besinlerin tüketilmesinin obez çocuklarda
vücut kitle indekslerinde (kilolarında) daha fazla azalmaya neden
olduğu bildirilmiştir.
Düşük GI’li diyetin obezite, kolon kanseri ve meme
kanseri gelişiminde de koruyucu olduğu gösterilmiştir Düşük GI’li ve
yüksek lifli besinler diyabetli bireylerde tokluk kan şekeri ve kilo
kontrolünde düzelmeye yol açtığı için Kanada Diyabet Derneği, Avustralya
Diyetisyen Cemiyeti, Avrupa Diyabet Çalışma Cemiyeti tarafından
önerilmektedirler.
Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenince insülin
hormonunda azalma ve enerji artması oluştuğu gibi yağ depolanması azalır
ve mevcut yağlar yakılmaya başlar. Sonuçta da kilo kaybı oluşur. Düşük
GI’li beslenme kilo kaybını 2 mekanizmayla yapar:
1. Doygunluğu artırarak
2. Yağların yakılmasını artırarak
Düşük GI’li gıdalar yüksek GI’li gıdalara göre daha
uzun süre tok tutarlar ve bu nedenle sonraki öğünde daha az yemeyi
sağlarlar. Bir yemekteki GI oranını % 50 artırdığınızda doygunluk
hissinde % 50 azalma olmaktadır. Doygunluk hissindeki bu artış
bağırsaktan salgılanan kolesistokinin hormonunun düşük GI li diyetle
daha fazla artış göstermesine bağlıdır.
Diğer diyetlere karşılık bu Gİ diyetinin faydalı
olmasının nedeni insülin direncini kırmasıdır. 1200 kalorinin altında
diyet yapmak insülin direncini arttırır ve kilo aldırır. Kilo vermek
için acıkmanın ve tatlıya saldırmanın önlenmesi gerekir. Bunun yolu da
düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmekten geçmektedir.
Diyetteki yağı azaltmakla veya toplam kaloriyi çok
azaltmakla veya karbonhidrat miktarını çok azaltmakla açlık hissi
baskılanamaz ve tekrar kilo alırsınız. Düşük glisemik indeksli
beslenmede aç kalma veya özel bir beslenme şekli, yani bir gıdaya dayalı
beslenme, yoktur.
Düşük glisemik indeksli beslenme ile
1. Yemeklerden sonra oluşan uyku basması, öğleden
sonraları oluşan enerji kaybı, halsizlik yok olur. Enerji kaybı veya
halsizlik yemek sonrası oluşan insülin ve şekerdeki dalgalanmalardan
kaynaklanmaktadır. Beyine yeterli glukoz geldiğinden konsantre
olursunuz. ve yorgunluğunuz ortadan kalkar.
2.Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, tansiyon, depresyon
ve bazı kanserler önlenir.
3.İyi uyku uyursunuz.
4. Acıkma nöbetleri azalır ve kalkar
Normalde acıkma vücudun yemek ihtiyacı olunca ortaya
çıkan bir durumdur. Ancak acıkmanın vücudun ihtiyacı olmadığı zamanlarda
oluşması normal değildir. Bu nedenle de ihtiyaç olmadan yemek yenildiği
için kilo alınır. Normal olmayan bu acıkma atakları kandaki insülinin
dalgalanmasından oluşur. Yüksek Gİ’li karbonhidrat yenince kan şekeri ve
insülin hızla yükselir ve sonra kan şekerini hızla normalin altına
indirir ve tekrar acıkma oluşur. Tekrar tatlı bir şeyler yerseniz aynı
durum tekrar eder gider. Eğer bu acıkmalar sırasında yüksek GI’li gıda
yerine düşük GI’li gıda yenirse acıkma nöbetleri azalmaya başlar.
Acıkma ataklarını stres de artırabilmektedir. Stres
artınca tatlı gıdalara yönelme olmasının nedeni beyindeki serotonin
denen mutluluk hormonunun bu gıdalarla artması yüzündendir. Stresle
artan kortizol hormonu da serotonini azaltmaktadır. İyi uyuyamayan
kişilerde de acıkma atakları olma nedeni serotonin azlığındandır